Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Fransız Cumhurbaşkanı‘na

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsu ve ba’d;

İslam akidesine ve azim İslam hadaratına sahip olan Tunus topraklarındaki onurlu vatandaşlar, diktatörlere ve onları destekleyen bütün zalimlere yönelik ayaklanmanın öncüsü oldular.

Düşmanları şaşırtan İslamî uyanışla komplocuların belini kıran Tunus’tan, bu hitabı sizlere yöneltiyoruz:

Fransa Tunus’a, halkına ve Mali’deki halkımıza yönelik saldırganlığı sayesinde de bütün Müslümanlara saldırdı ve Dışişleri Bakanınızın, halkını gerici olarak nitelendirdiği aziz İslamımız ile ırzına ve onuruna iftira attığı iffetli Müslüman kadın hakkındaki açıklaması yoluyla da bize karşı cüretkar davrandı. Belki de bunu sizler, Müslüman bir ülke olan ve Fransa’nın sömürüsüne ve ırkçılığına rağmen İslamlarına sımsıkı sarılan Mali’ye saldırdığınız gibi onurlu Tunus’a, özgür halkına ve şehitlerin kanlarıyla sulanmış topraklarına bir saldırı addediyorsunuz.

Bizler, vakıanın dayattığı yeni denklemi ve bu zamanın İslam ümmetinin zamanı olduğunu anladığınızı ve Allah’ın izniyle kesinlikle gelecek olan Hilafet Devleti’nin olduğu İslam Devleti ile muamelede bulunmak için gerekli dosyaları hazırlamaya başladığınızı sanıyoruz.

Yine uzmanlarınızın, uzlaşma ve mutabakat hususunda düşündüklerini ve sizlere, Hilafet Devleti’nin olduğu İslam Devleti’nin itibarına saygı göstermekle ilgili önerilerde bulunduklarını sanıyorduk ama sizlerin, saldırganlık ve nefrette daha da ısrarcı olduğunuzu görmekteyiz. Dolayısıyla ölçülü davranmanız noktasında deriz ki:

Birincisi: Tunus’taki Arap Baharı karakterinin, bizleri rahatsız etmeyen bir husus olduğunu inkar ettiniz. Tüm bunlara rağmen sizler, aslında Tunus’taki ayaklanmayı arzulamıyordunuz, hatta onun baharını sorguladınız. Ancak bizler, tüm baharların Rabbiyle birlikte olmayı arzulayarak onlarla birlikte hareket ediyor ve onların tamamını kabul ediyoruz. Ancak her ne kadar mesele gecikip uzasa da onların tamamı, ülkenin ve insanların hayrına olmuştur. Tüm bunlara rağmen bu, “yaseminlerin” ayaklanması değildir. Çünkü bizler, gülleri sevmemize rağmen kökleri sabit ve dalları göklerde olan bir ağacı daha çok seviyoruz ki bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman yemiş veren, izzetli, onurlu, adil, mazlumlar için bir nusret ve alemler için bir rahmet olan İslam ağacıdır.

İkincisi: İçişleri Bakanınızın İslam’ın hükümlerini karanlık olarak nitelendirmesine gelince; bizler, Müslümanların yöneticilerinde bir güç ve cesaret görmemenizden dolayı bize karşı cüretkar olmanızı reddediyoruz. Ancak çok iyi biliniz ki onların durumu, tarihimizde istisnai, anormal ve geçici bir durumdur. Zira onlar, ümmetin nazarında hiçbir ağırlıkları olmayan (yöneticilerdir.) Dolayısıyla sizlere, tüm nurların azim İslam’da ve tüm karanlıkların ise kurnaz kokuşmuş kapitalizmde, onun ürünü olan cürümsel sömürgecilikte olduğunu hatırlatırız. Nitekim Cezayir’deki halkımıza yönelik nükleer silah denemesi, onun en korkunç yüzlerinden biridir.

Bu ümmetin nurlarından biri de tüm nebilere iman etmemiz olup İsa [Aleyhi’s Selam]‘a iman etmeyen ve Meryem [Aleyhe’s Selam]’ı da temize çıkarmayan bir kimse bizim dinimizde kafir olmaktadır.

Karanlık, parlak bir nur olan, apaçık bir hak olan ve tüm nebilerin nübüvvetlerinin ve risaletlerinin sonuncusu olan Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in nübüvvetini inkar eden kimsenin yanındadır. Nitekim ilim ve adalet nuruna yol açan bu akaidî nur sayesinde İslam hadaratı, dünyada birinci olduğu gibi Avrupa’yı ortaçağın ve yakın dönemin karanlıklarından çıkarmak için de onun nurundan istifade ettiniz. Şimdi sizlere, Napolyon’un Mısır işgalinin ardından Maliki’nin bir çok fıkıh kitaplarını kendisiyle birlikte götürdüğünü, bunların tercüme edilmesini emrettiğini ve bunları kendisi ve Fransa için büyük bir kazanç saydığını hatırlatırız.

Sonra Fransa, bu tarihî gerçeği ve Müslümanlara olan ağır borcunu unuttu mu yoksa?:

İkinci Dünya Savaşı‘ndaki Alman işgali karşısında birçok Fransızın aşağılandıkları, dahası ülkelerine ihanet edip düşmanlarıyla ittifak ettikleri zaman, geneli Müslüman Kuzey Afrika ve Müslüman Senegal’den olmak üzere 300 binden fazla Müslüman asker Paris’i Nazizm’den kurtarmak için ön saflarda yer almadılar mı? Ayrıca Fransa, 1526 yılında Halife Kanuni Süleyman’ın temsil ettiği Osmanlı Hilafeti’nin, eşi benzeri görülmemiş cesur ve kahraman tutumuyla Fransa Kralı Birinci François’i İspanyolların elindeki esirlikten kurtarmak için müdahalede bulunduğunu unuttu mu yoksa? Nitekim onu resmen kurtarmış ve ülkesine iade emiştir!!!

İslam’ın nurlarından biri de dünyayı vahşî piyasa ekonomisinden kurtarmamız ve bir alternatifin olması kaçınılmazdır diyen Sarkozy’de dahil savunucularını bile şaşkına uğratan kapitalist sistemden kurtaracak olmasıdır…

Üçüncüsü: Bakanınızın, bu çirkin üslupla iffetli Müslüman bir kadın hakkında yaptığı konuşmaya gelince; Müslümanların nasıl onurlu ve güzel bir aile kurduğunu, toplumun evlatlarının yarısının buluntu ve zina çocukları olmadığını, eşcinselliği nasıl da engellediğini ve yasalarınızın onayladığı ve sanki emtia ya da köle evlatlarıymış gibi bir de buna evlat edinme hakkını eklediği bu müstehcen karanlık davranışları tüm dünya ve Fransa çok iyi bilmektedirler…

Müslümanlar dünyaya, kadın ve erkeğin güvenli bir dostluk için merhamet ve sevgi üzerine nasıl bir araya geldiklerini öğrettikleri gibi dünyaya kadının, İslam şeriatının 1400 yıl önce onayladığı ve koruduğu malî güvencesi ve özel mülkiyetinin olduğunu hatırlatmışlardır. Bu sırada sizler nezdinde, daha 60 yıldır kadının malî güvencesi bulunmaktadır. O halde öğretmen mi yoksa çok az bilgisi olan öğrenci mi daha evladır?

İslam hadaratımız, günahın ve belanın aslının Havva olduğuna itibar etmeye dayalı olmadığı gibi karanlık uzun yüzyıllar boyunca Avrupa’daki durumda olduğu gibi kadının yarım Şeytan ve yarım insan olduğuna itibar etmeye de dayalı değildir. Peki o halde nur nerede? Karanlık nerede?

Allahuteala, kerim kitabında şöyle buyurmaktadır:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ “Mümin erkekler ve mümine kadınlar birbirlerinin velileridirler.” [et-Tevbe 71]

Ve şöyle buyurmaktadır:

وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِن نُورٍ “Allah bir kimseye nur vermemişse, artık o kimse için bir nur yoktur.” [Nur 40]

Yine sizlere, ilk saldırgan sözün, İçişleri Bakanınızın saldırgan ve çirkin bir şekilde söyledikleri olduğunu hatırlatır ve deriz ki; Tunus Müslümanları, onun tüm halkı ve gayrimüslimleri bile tüm izzetini savunduğumuz bir emanet ve İslam ümmetinin sağlam bir parçası olup Fransız sömürgecisi değildir ve olmayacaktır da. Zira Tunus halkı, siyasî ve hadaratsal hesaplaşmaları, özellikle de Müslümanları katleden, onları yerlerinden eden, onların mallarını soyan, en büyük diktatör Bin Ali rejiminin son gününe kadar küstah ve yüzsüz bir şekilde Tunus’taki iğrenç diktatörleri destekleyen Fransa sömürgecisi ile olanı asla unutmayacaktır. Dolayısıyla suikastlar veya çatışmalar veya diktatör rejimin yenilenmiş kalıntılarının fitnesi ve zulmü veya Batılılaşmış yabancı kökenli ajanlar yoluyla Tunus halkının kanlarını hafife alma hususunda Fransa’yı uyarırız. Çünkü vakıa artık değişmiş ve ümmetin, ülkenin ve insanların nihai kurtuluşu yönünde dönmektedir. Bu yüzden çok iyi biliniz ki insanların İslam’dan razı olması, İslam’ın hükümlerine tatbik edilmesini arzuladıkları bir nimet olarak itibar edilmesi sonucunda Tunus’ta yüksek derecede bir güvenlik olacaktır ki böylece bundan sonra yemyeşil olan Tunus’taki bir Müslüman aç kaldı ya da aşağılandı ya da ona işkence edildi ya da cahil bırakıldı denilmesin diye Kur’an ve sünnet fikirleri ve hükümleri gibi hadaratsal servetlerine geri dönecekleri gibi yerüstü, yeraltı, ülke içi ve ülke dışındaki maddî servetlerine de geri döneceklerdir.

Tunus’taki bazı ajanlarınızın ve bazı medya yerleşimcilerinin tezgahladığı iç savaşa gelince; çok iyi biliniz ki bu, Şeytan’ın cennete olan hırsı gibi imkansız bir hırstır. Yine çok iyi biliniz ki Tunus’ta Müslümana veya zimmiye saldırıp öldürecek bir Müslüman olmadığı gibi onların hepsi ümmetin ve ülkenin şerrini isteyenlere karşı tek yumrukturlar ve onlarda, ümmetin zamanı olan bu zamanda sırf sahiplerinin göğüslerindeki niyet ve vesveselerden ibaret olan iç savaş iddialarına yanıt verecek yüksek derecede bir bilinç ve hafıza vardır.

Son olarak bizim şu nasihatimizi kabul ediniz: Kendinizi İslam’ı anlamaktan mahrum etmeyiniz. Zira insanı, zulümden, baskıdan ve yaşayanlar ile eşyaların arasını bir tutan ve Şeytanı dost, dini de düşman edinen kapitalizmin fesadından kurtarmaya muktedir olan yegane aydın fikir İslam’dır.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَفَغَيْرَ دِينِ اللّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ “Allah’ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez O’na teslim olmuştur ve (sonunda) O’na döndürüleceklerdir.” [Âli İmran 83]

Güzelliğin keyfiyetini ve şuan Müslümanlarla kimin daha güzel muamelede bulunduğunu kendi kendinize bir düşünün ve Hilafet Devleti gelmeden önce artık ellerinizi ve şerlerinizi ümmetin evlatlarının ve kültürünün üzerinden çekin. Zira o zaman güzel muamele ve alçakgönüllülük kabul edilmeyecektir. Çünkü artık iş işten geçmiş olacaktır.

H. 04 Rabi-us Sâni 1434

 

Hizb-ut Tahrir

14.02.2013
 

Tunus

 


...:-
  • Başarısız ve Yalancı Politikadan Tek Çıkış Yolu İslam’dı

  • Hizb-ut Tahrir / Amerika’nın “Müslümanın Zihnine Saldırı” Başlıklı Düzenlediği Hilafet Konferansı

  • Tavizci, Peşkeşçi, Bozguncu ve İşbirlikçi (Güvenlik Koordinasyon) Yönetim, Büyük Hilafet Projesi Düşmanı ve İslam Karşıtı Kâfirlerle Aynı Cenahtadır

  • Mücrim Yönetim, Filistin’in Kurtuluşunun Yegâne Yolu Olan Hilafet Çağrısı İle Mücadele Etmektedir

  • Zorlama, Mesajımızı Susturamayacak

  •