Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Tunus Hükümeti, Ülkeyi Sömürgeci Kafire İpotek Etmektedir

Hizb-ut Tahrir / Tunus şebâbının, Kurucu Meclis’in önünde gerçekleştirmiş olduğu gösteri, -bir sembol olmasının ötesinde- durumun tehlikesi ve İMF heyetinin, 2,7 milyar dinar değerindeki kredi rezervi ile yaklaşık yüzde 1.50 oranındaki faiz hakkında müzakerede bulunmak için 08 Nisan 2013 Pazartesi gününden beri Tunus’a yaptığı ziyaret yoluyla İslam ülkelerinin bu parçası için planlanan hususlar noktasında uyarıda bulunmak için gerçekleşmiştir.

Hükümetin, sömürgeci daireler ile yapacak olduğu anlaşmalar, ülkeyi sömürgeci kafire ipotek etmesinin yanı sıra Merkez Bankası Başkanı ise, Maliye Bakanı‘nın 2013 Şubat ayında İMF’nin direktörüne Tunus hükümeti Fon’un tüm şartlarına cevap verecektir şeklinde gönderdiği mektubu açıkladığı ve mektuplarında yapısal reformların gelecek yıl uygulanacağını belirttikleri bir sırada “kayıtsız şartsız ülkenin egemenliğine dokunulmayacağını” iddia etmektedir. Nitekim o ikisi, herhangi bir işlem yapılmadan önce İMF’nin incelemede bulunmasını ve onun izninin alınmasını taahhüt ettikleri gibi reform programlarının uygulanması için Fon’ın tüm verilere muttali olacağını da taahhüt etmişlerdir. Yani Merkez Bankası Başkanı, Maliye Bakanı ve hükümetten onun arkasındaki kimseler, İMF ile sömürgeci dairelerin personellerinden öte bir şey değillerdir. Dolayısıyla onlar, hiçbir politika çizemeyen, hiçbir program koyamayan ve insanların işlerini gözetemeyen kimseler oldukları gibi “sadece kendilerinden imza atmaları istendiğinde imza atan kimselerdir.” Bu yüzden bizler, Burgiba ve Bin Ali döneminden bu yana sömürgeci kafire bağımlılık politikasını sürdüren, düşmanımızın kucağına atlayan ve ölümcül kredilerlerle bizleri rehin alan hükümetin karşısındayız. Zaten krediler bize, aşağılanmaktan, zilletten ve yoksulluktan başka ne kazandır ki? Mesela Tunus, 1993 ve 2001 yılları arasında 14.745 milyon dinar tutarında yeni krediler almış ve bu süre zarfında da borç servisi başlığı altında 15.404 milyon dinar tutarında ödeme yapılmıştır. Nitekim İMF uzmanları, Tunus’taki bütçe yükünün nedeninin, özellikle gayri safi yurtiçi hasılanın %50’sine (22 milyar dolara) eşdeğer olan dışsal olmak üzere borç servisi olduğunu vurgulamaktadırlar. Dolayısıyla bu rakamlara basitçe bakıldığında, kredilerin sadece kreditör sömürgecilerin çıkarlarını garantilemek için olduğu ve halkımızı, gençlerimizi ve enerjilerimizi de sermaye sahiplerinin yararı için çalışıp yorulur hale getirdiği kanıtlanmış olur. Zira onlar, bizim hizmetçi ve köle olmamızı istemektedirler.

Ey Müslümanlar ve Ey Tunus Halkı!

Sizler, sömürgeci kapitalizme ve hükümetinizin aşağıdaki hususları dayatacak şekilde sömürgeci kafirle yaptığı anlaşmalar sayesinde ülkeyi sömürgeci kafire ipotek eden hainlere karşı ayaklanmanızdan dolayı cezalandırılıyorsunuz:

1-Zorunlu gıda ürünleri ve malzemeleri üzerindeki sübvansiyonların kaldırılması. Bu da fiyatların artması ve yaşam maliyetinin yükselmesi anlamına gelmektedir.

2-Hükümetin eğitim ve sağlığa yönelik harcamalarda kemer sıkma politikasını takip etmesi. Bu da sizlerden büyük bir kesimi temel hizmetlerden yoksun bırakmakla tehdit etmektedir. Nitekim hükümetin geçen Ocak ayında, sanki acı çekmek ülke halkının kaderiymiş gibi acı verici uygulamalar kaçınılmazdır şeklinde bir söz söylediğinde Dünya Bankası Başkanı‘nın ifade etmek istediği şey işte budur. Servetleri yağmalayan ve halkların kanlarını emenlere gelince; onların çıkarlarının korunması için birtakım programlar ve yasalar konulmaktadır.

3-Tunus dinarının değerinin düşürülmesi. Bunu da yoksulluk dairesinin genişleyeceğinden dolayı satın alma gücünün azalması takip edecektir.

4-Yabancı sermaye sahiplerinin ülkeye girmeleri için artı imtiyazlar verilmesi. Bu imtiyazlar ise onlara ülke servetlerine el koyma hakkı verecektir. (Mesela, Ülkedeki enerji sektörünü, hesapsız veya gözetimsiz bir şekilde İngiliz British Doğalgaz Şirketi kontrol etmektedir.) Bunun yanı sıra gençlerimiz ve enerjilerimiz, laik kapitalist şirketler için çok ucuz bir şekilde çalıştırılır hale gelmiştir.

5-Kamu bankalarının özelleştirilmesi yoluyla banka sektörünün canlandırılması. Yani genelinin açık ve şüpheli bir şekilde cezadan kurtuldukları bir sırada Bin Ali’nin, onun zümresinin ve müttefiklerinin istifade ettiği fasit borçların ödeme yükünün, insanlara yüklenmesi. Dolayısıyla sermaye, onların çıkarlarını korumaktadır.

Bu anlaşmalar, cürümün ve hıyanetin boyutunu daha da artırmaktadır. Bu da kasıtlı yoksullaştırma ve zincirleme politikasından öte bir şey olmayıp ülke, on yıllarca bu durumdan kurtulamayacaktır.

(Bulunmuş olduğu her yerde yoksulluğu ve yıkımı yayan) iğrenç İMF’nin direktifleri, sadece ekonomik yönle sınırlı kalmamakta, bilakis bununda ötesine geçerek eğitimi, yargıyı, anayasayı ve benzerlerini de kapsamaktadır.

Tüm bunlardan daha da tehlikelisi ise politikacılarımızın Batılı hadaratla yapmış olduğu anlaşmalar sayesinde İslam’ı tahrif etmeleridir. Nitekim Dünya Bankası Grubu Başkanı Jim Yong Kim, geçen Ocak ayında Tunus’a yaptığı ziyareti sırasındaki bir basın toplantısında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Tunus’un, İslam ile demokrasinin (ki bu, beşerî anayasa anlamına gelmektedir) uyumunda başarı gösterdiğini vurgulamamız gerekir.” Dolayısıyla iğrenç bir kurnazlıkla, sömürgeci kafir demokrasisini İslamımızın üzerine egemen kıldığı gibi onu bir ölçü ve temel kılmaktadır. İslam’a gelince; onun sadece insanların kendisiyle gölgelendikleri bir süs ve aksesuar olmasını istemektedirler. Bu şekilde onlar, İslam sayesinde kalkınmamızı ve onurumuzun geri dönmesini engellemeye çalışmaktadırlar.

Ey Tunus’taki Halkımız!

Şimdi sizler için, sömürgeci bir hükümet olan bu hükümetin, onun yanlılarının ve onunla birlikte hareket edenlerin iç yüzleri tamamen ifşa oldu. Dolayısıyla artık sizlerin, sömürgeciliği, projelerini ve ajanlarını ülkemizden söküp atmamız için bizim yanımızda yer almanızın zamanı gelmiştir.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, İMF ve diğer sömürgeci devletlerle yapılan muamelenin cürümü hususunda uyarıda bulunuyor ve aşağıdaki hususlara davet ediyoruz:

-Kararlarımız, sözlü değil fiili egemenlik şeklinde olmalıdır; Zira Allahu Teâlâ, kafirlerin egemen olmasını haram kılmıştır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!” [en-Nîsa 141]

Ayrıca kafirlere olan bağımlılığın cürümü noktasında uyarıda bulunuş ve şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا “Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Oysa izzetin tamamı şüphesiz Allah’a aittir.” [en-Nîsa 139]

-İMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkilerin kesilmesi ve onların kaldırılıp atılması. Zira onunla yapılan muamelede, sefaletten, karışıklıktan, bozukluktan, aşağılanmadan ve zilletten başka bir şey göremiyoruz.

- Sahte bir şekilde yapılan sözde dış borç ödemelerinin derhal durdurulması. Çünkü bu zalim borçlar, kreditör sömürgecilerin yardımları ve bilgileri sayesinde fasit tagutların onayladığı borçlardır. Bunun yanı sıra onlar bu borçları, kat be kat artırmışlardır. O halde neden mallarımız onlara verip evlatlarımızın çabalarını onlara boyun büktürelim ki?

-(Elli yılı aşkındır doğalgaz alanlarına sahip olma ve petrol arama imtiyazları veren anlaşmaların) yanı sıra doğalgaz, fosfat ve petrol gibi yeraltı servetlerimizi sömürgeci şirketlerin yağmalamasına ve kendi tekeline almasına neden olan anlaşmalar gibi tüm zalim anlaşmaların iptal edilmesi. Halbuki bu servetler, alemlerin Rabbinin hükmettiği gibi insanların mülkü olmalıdır. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

المسلمون شركاء في ثلاث: الماء والكلأ والنار “Müslümanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, ateş ve mera.”

Ebyad İbn-u el-Hammal’dan, şöyle rivayet edilmiştir:

أنه استقطع رسول الله صلى الله عليه وسلم الملح بمأرب، فلما ولّى قيل: يا رسول الله أتدري ما أقطعته له؟ إنّما أقطعتَ له الماء العِدّ، فرجعه منه “Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], Marib’deki tuzu ona ikta etti. Tam oradan ayrılacağı sırada denildi ki: Ona ne ikta ettiğinizi biliyor musunuz? Ona kesilmez bir suyu ikta ettiniz. Bunun üzerine bundan vazgeçti.”

[الماء العِدُّ] el-Mâ‘ul Iddu, tükenmeyen su demektir. Yani ona tükenmeyen bir maden ikta etti demektir. Dolayısıyla hadis, yer altı servetlerinin ([الماء العِدُّ] el-Mâ‘ul Iddu, tükenmeyen suyun) insanlara ait kamu mülkiyeti olup bunların, ister madenler gibi katı olsunlar ister petrol gibi akıcı olsunlar ister doğalgaz gibi gazlı olsunlar isterse de benzerleri olsunlar madenler mülkiyeti ile ilgili olduğuna kesin bir şekilde delalet etmektedir. Dolayısıyla da tüm bunlar, kamu mülkiyeti olup devletin veya bireylerin veya özel şirketlerin bunları mülk edinmeleri caiz değildir. Bilakis bunlar, devletin tebasına ait kamu mülkiyeti olup devlet tebası adına bu mülkiyeti işletir ve gelirlerini de masraflarını düştükten sonra aynî yada hizmet olarak dağıtır…

-Yöneticilerin ve uygulayıcıların yağmaladıkları geri alınır. Ki bu da; meblağlar, ilk tahminlere göre olan miktarı aşarsa, yani İMF’den alınan kredinin dört kat daha fazlası olursa gerçekleşir.

Ey Müslümanlar!

Bu uygulamalar, yağmalama ve sömürü kanamasını durdurmak, sömürgeci kafirin elini ülkemizin üzerinden kaldırmak ve servetlerimizin üzerindeki anlamsız eli koparmak için çok acil ve öncelikli uygulamalardır. Köklü çözümlere gelince ki onlar şunlardır:

-Helak olmuş zalim kapitalizmin ekonomisi de dahil belanın başı ve bir hayat sistemi olan kapitalizmin kaldırılıp atılması.

-İslam’ın, yönetime geri getirilmesi. Zira ekonomik sorunları, ülkenin servetinin Ümmetin bireylerine tek tek dağıtılmasını kapsayan İslam’ın tafsılî şerî hükümlerine binaen ancak bu şekilde çözebiliriz. Ayrıca bu, onların temel ihtiyaçlarının doyurulmasını ve onlara, mümkün olduğu kadar lüks ihtiyaçlarını karşılama imkanı verilmesinin yanı sıra yeterlilik ve refahı da kapsamaktadır ki bunların çözümleri ise Alîm ve Habîr olanın katından gelen şerî hükümlerdir. İşte ancak bu şekilde insanları zelil eden ve insanların Rabbini öfkelendiren kredilere karşı emin olabiliriz. Dolayısıyla İslam’ın ekonomik sistemi, İslam akidesine dayalı bir devletin altında kamil bir şekilde uygulandığında refah ve egemenlik olacaktır. Bu ikisinden daha da önemlisi Allah’ın rıdvanı olacaktır. Böylece bu azim Ümmet, kendilerini sömürgeci kafire bağlı olarak gören yöneticilerin zilletinin ardından devletlerarasındaki heybetini geri kazanacaktır.

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَـكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ “O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi üzerlerine semanın ve arzın bereketlerini yağdırırdık. Ancak yalanladılar ve bizde ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” [Arâf 96]

H. 03 Cumade’s Sâni 1434

 

Hizb-ut Tahrir

13.04.2013
 

Tunus

 


...:-
  • Başarısız ve Yalancı Politikadan Tek Çıkış Yolu İslam’dı

  • Hizb-ut Tahrir / Amerika’nın “Müslümanın Zihnine Saldırı” Başlıklı Düzenlediği Hilafet Konferansı

  • Tavizci, Peşkeşçi, Bozguncu ve İşbirlikçi (Güvenlik Koordinasyon) Yönetim, Büyük Hilafet Projesi Düşmanı ve İslam Karşıtı Kâfirlerle Aynı Cenahtadır

  • Mücrim Yönetim, Filistin’in Kurtuluşunun Yegâne Yolu Olan Hilafet Çağrısı İle Mücadele Etmektedir

  • Zorlama, Mesajımızı Susturamayacak

  •