Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Müslümanlar Suriye’deki Çatışmayı Desteklemeli Mi?

Beşşar Esed rejimine karşı güçlü ama barışçıl çağrıya, vahşi ve acımasız bir tepki ile karşılık verildi. İşte devrimin üzerinden tam olarak 3 yıl geçti. Şimdi İngiliz hükümeti, Beşşar rejimine karşı koyanları suçlu olarak görmeye başladı. Bir şey mi değişti ki? Yoksa şimdi hükümet Beşşar’ın tarafında mı?

Aslında Britanya gibi küresel güçlerin tutumu değişmedi. Başından beri Beşşar’ı devirmek için pek acele etmediler. Hillary Clinton ve William Hague gibi politikacılar, Esed’in bir reformcu olduğunu söyleyerek ölçülü eleştiri yaptılar. Katliamları korkunç boyuta ulaşınca, yönetimi bırakarak bir kenara çekilmesini önerdiler. Lahdar İbrahimi ve Kofi Annan, bu misyon için mekik dokudular. Aslında Beşşar’ın kimyasal silah kullanmasını için yeşil ışık yaktılar.

Gerçek şu ki Birinci Dünya Savaşında Sykes-Picot anlaşması ile bölgeye yerleşen Batı, Irak, Türkiye ve Siyonist tarafından işgal edilen Filistin’e yakın olması açısından stratejik olarak önemli olan bu bölgenin kontrolünü kaybetmekten korktu.

Bütün bu zaman boyunca, çıkarlarını koruyacak ve insanlar tarafından itibara alınacak bir alternatif aradı. Katar, Cenevre ve başka yerlerde plan ve planlama yaptı. Ama insanlar tarafından itibara alınacak güvenilir bir muhalefet üretemedi.

Toplu katliamlar karşısında Batı tarafından ortaya konulan bu tutum, Suriyeli Müslümanların Allah’tan başka dayanaklarının olmadığı, Batıya dayanan politikacılar ve onların siyasi hareketlerinden şüphelendikleri anlamına gelmektedir. İlk günlerinden itibaren sloganları İslami idi ve protestoları da İslami başlıklar taşıyordu. Tugaylara İslam isimler veriliyordu. Hatta Esed sonrası Suriye’nin geleceği için ilan edilen amaçları bile açıkça İslami idi. Buna rağmen Beşşar’ın muhalifleri aşırı ve İslamcılar olarak yaftalandı. Muhaliflerin yanlışlıkları rejim ile karşılaştırılarak çok çok abartıldı. Batı şimdi Suriye’ye yardım için giden İngiltere’deki Müslümanları terörizm şüphesiyle tutuklamaya başladı. Sadaka gönderen Müslüman hayır kurumlarını, soruşturup kovuşturdu.

Batı, İslam’ı suçlaması ve muhalefete saldırmasıyla aslında şu mesaj veriyor: Ya Suriye’de Batının çıkarlarına boyun eğin ya da Beşşar’ın zulmü altında acı çekin. Ayrıca İngiltere’deki Müslümanlara da Suriye’deki İslami ümmeti düşünmekten ziyade, İngiliz dış politikasının çıkarlarını düşünün mesajı veriliyor.

Ey değerli Müslümanlar! Toplumumuz, Suriye’deki Müslümanları destekleyici bir tavır almalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” [Ali İmran 110]

1- Bu hayırlı ümmetin bir parçası olmak demek, Suriyeli kardeşlerimizin başına gelenler karşısında bir sorumluluk ve yükümlülüğümüz var demektir. Yani onları dualarımız, sadakalarımız ve sesimiz ile desteklemeliyiz. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ، لَا يَخُونُهُ وَلَا يَكْذِبُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, yalan söylemez ve yardımsız bırakmaz.” [et-Tirmizi]

İster birey, isterse hayır kurumları olsun Suriyeli Müslümanları destekledikleri için cezalandırılan İngiltere’deki aileleri öyle yüz üstü bırakmamalıyız. Toplum içinde İngiltere’deki Müslümanların Suriye’ye gitmelerini doğru bulmayan veya yardım etmek için başka yolların varlığından söz eden insanlar olsa da biz, İslami motivasyon ile oraya gidenleri aslı suçlu veya terörist olarak görmemeliyiz. Peçe takan Müslüman bir bayan ya da kamusal alanda kadın erkek ayrı oturanların aşırı görüldükleri gibi onlar da aşırılar olarak görüldüler. Bu bir Engelleme Politikasının bir parçasıdır. Laik inançları, liberal değerleri ve kapitalizmin ulus devlet mefhumunu zorla dinimize dayatma politikasıdır.

2- İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek demek, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı söylediklerimizden nefret etse bile, bizi susturmak için iftira ve yalanlar uydursa bile açıkça doğrunun yanında, yanlışın karşısında olmalıyız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasûlü‘ne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.” [Ahzab 70-71]

Bu yüzden politikacılara, İslam’ı ve Müslümanları suçlu görmenin ne gibi faydası var diye sormalıyız? Gerçek bir hükümet, İngiltere’de yaşayan insanlara zarar vermeyi amaçlamayan kişileri kovuşturmak ve soruşturmak için mi çaba harcamalı? Yoksa hırsızları ve tecavüzcüleri yakalamak için mi çaba sarf etmeli? Ciddi bir hükümet, Beşşar’ın kurbanları için sadaka toplayan Müslüman hayır kurumlarının peşine mi düşmeli yoksa Küresel Ekonomiyi mahveden finans dünyasını yolsuzluktan mı temizlemeli? Ayrıca bölgeye müdahil olan küresel güçlerin, Cenevre Konferansı gibi mevcut bölgesel oyunlarına karşı çıkarak deşifre etmeliyiz. Bölgede yapısal sorunları yaratanlar, onları asla çözemezler.

Buna ek olarak Suriyeli Müslümanların, mevcut zulmü, İslami sistem ile değiştirme istek ve arzularının desteklemeliyiz. İslami sistemin, ırkçılığı körükleyeceği veya azınlıklara baskı uygulayacağı propagandasına karşı çıkmalıyız. Hakikat odur ki Sykes-Picot anlaşması, Balfour Deklarasyonu ve diğer bölgesel oyunlardan önce yüzyıllardır bölgedeki tüm insanları birleştirip birbirine kenetleyen İslami Hilafet Devletidir. Çünkü bu sistem, Hıristiyan ve Yahudi toplulukların Biladu’ş Şam içindeki varlıklarını korumuş ve onlara güven hissi vermiştir.

3- En önemlisi, yalnızca Allah’a tevekkül edip her daim şunu hatırlamalıyız:

إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” [Ali İmran 160]

H. 13 Cumâde’l Ûlâ 1435

 

Hizb-ut Tahrir

14.03.2014
 

Britanya

 


...:-
  • Trump Anlaşması Karşıtı Gösteriye Saldırarak Filistin Yönetimi, Pozisyonunu Netleştiriyor

  • Mübarek Toprak Filistin’i Güvenlik Konseyi ve Sömürgecilere Yalvarmak Değil Allah Yolunda Cihat Eden Ordular Kurtaracaktır

  • Vizyonsuz Bajwa-İmran Rejimi, IMF’nin Sömürgeci Politikaları İle Ekonomimizi Resesyona Sürüklüyor

  • Utanç ve Rezalet Abidesi El Burhan, Amerika’nın Talimatıyla Yahudi Varlığı İle Normalleşme Çabasında

  • Kostantiniye’nin Fethi Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Amerika “Allah’ın Yardımı Yakın” Başlıklı Bir Konferans Düzenledi

  •