Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Taifecilik Belasını Ortadan Kaldırmak İçin İzlenecek Strateji

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, taifecilik belasını ortadan kaldırmak için izlenmesi gereken bir stratejisi yayınladı. Stratejide nasıl Hilafetin, görüş ayrılığına saygı gösteren ortamlar oluşturacağı ve taifeciliği yok edeceği açıklandı.

Birincisi: Önsöz:

Demokrasi, taifecilik da dâhil toplumlarda bölünme ve çatışma olgusunu perçinler. Demokrasi, bir yönetim sistemidir. Devlet kaynaklarını toplumdaki farklı partilerden oluşabilecek siyasi iktidardaki egemen gücün kaprislerinin terk eder. Demokrasi, partilere daha fazla siyasi güç, siyasi ağırlık ve devletin yasama erkini etkileme gücü verir. Bu nedenle demokratik devletlerde devlet tarafından taleplerinin kabul edilmesi için devlete siyasi baskı uygulayabilecek araçları elinde bulunduran kimselerin çıkarları güven altındadır. Dolayısıyla demokratik temsil düşüncesi, toplumda farklı gruplar arasında güvensizlik oluşturur ve devlet aracılığıyla taleplerine ulaşmak için sürekli çatışma halinde olurlar. Yerel düzeyde siyasi liderlerin -çoğu kez- toplumda bölünmeye teşvik ettiklerini ve belli bir etnik kimliği vurgu yaptıklarını ya da devlette kendilerine siyasi bir ağırlık ve itibar kazandırmak amacıyla kendilerini temsilen belli siyasi bir hizip kurduklarını görürüz. Bu yüzden demokratik sistem, toplumda hizipçi bölünmelere teşvik eder. Öyle ki her bir hizip, devlette bir ağırlık kazanmak için diğer hizipler ile sürekli rekabet halinde olur. Bu görünüm, demokrasi ile yönetilen her yerde kendini gösterir. Zira kendi çıkarlarını gerçekleştirmek ve haklarını elde etmek için birbirlerine ile çatışan farklı etnik gruplar olur. Demokratik siyaset etnik, cinsiyet ve fıkhî mezhep temeline dayalı partilerin kurulmasına teşvik ettiği için Pakistan’da farklı topluluklar ortaya çıktı. Bu siyaset gereği Karaçi’deki Sindli, Patan ve Hintli göçmenler arasında ve Belucistan’daki Pakistan devleti ile Beluçlar arasında çatışmalar zuhur etti. Bu da ülkeyi yabancı güçlerin diledikleri zaman karıştırabilecekleri bir kaos ortamına sürükledi.

İkincisi: Siyasi Faktörler:

Sömürgecilik, taifeciliği körüklemektedir. Amerika, Afganistan’daki Müslümanların ve Pakistan’a bağlı aşiret bölgesindeki Müslüman kardeşlerinin eliyle hezimete uğradı. Diğer yandan ciddi ekonomik kriz içindedir. Bu nedenle Amerika, -uşak Pakistan hükümetinin dış politikasını ve Afganistan işgalini desteklemesini istismar ederek- son taifecilik şiddet dalgasını körükledi. CIA, Müslümanlar arasında bir çatlak oluşturmak amacıyla Pakistan’da bombalama eylemleri düzenledi. Aralarında savaş çıkarmak için onları birbirlerine kışkırttı. Pakistan halkının gözünde direniş hareketinin imajını kötüledi, böylece de direniş hareketini zayıflattı. Amerika’nın şeytani kötülüklerinin bir parçası olarak Pakistan ordusu ve mücahitler arasında taifecilik şiddeti, aldatma ve fitne yöntemleri kullanılarak fitne savaşı çıkarıldı. Amerika’ya karşı savaşan gruplar, Pakistan genelinde Şiileri öldürmek isteyen gruplar olarak betimlendi! Bu politika, Amerika’nın Irak’ta kullandığı politikanın aynısıdır. Amerika, Iraklılar arasında savaş çıkartmak, direnişi zayıflatmak ve parçalamak amacıyla Iraklı Müslümanlar arasında taifecilik temeline dayalı çatlaklar meydana getirdi ki Irak üzerindeki denetim ve kontrolü güçlensin. Amerika’ya itaat ve yaranma politikası peşinde koşmak ve buna teşvik etmek için Pakistan’daki mevcut sistemi ve Müslümanlar arasında taifecilik nefrete dayalı hain yöneticileri destekledi. Bu nefret siyaseti aracılığıyla halk üzerinde doğal olmayan egemenliğini güçlendirdi. Rejim, - Pakistan da dâhil bölgeye İslami yönetimin geri gelmesinden korkan General Ziya’ül Hak liderliğinde- ümmetin İslam’a geri dönüş teveccühünü önlemek amacıyla Pakistan’da taifeciliğe dayalı grupların kurulmasını teşvik etti. Pakistan rejimi, Amerika’nın İslam’a karşı başlattığı savaşa katılımı haklı göstermek için Müslümanlar arasında taifecilik nefreti hâlâ körüklemektedir. Aynı şekilde rejimin uzantıları da Pakistan’da İslami yönetime artan talep ile başa çıkmak amacıyla aynı ırkçı nefrete teşvik etmektedir. Ayrıca okullarda farklı fikri akımları öğreten eğitim müfredatı aracılığıyla da Pakistan rejimi, Pakistan Müslümanları arasındaki bölünmeleri korumaya çalışmaktadır.

Üçüncüsü: Şeri Yön:

İslam, tüm tebaanın haklarını garanti eder. Yapıcı bir şekilde görüş farklılıklarını dikkate alır.

1- Tebaanın hakları, farklı siyasi partilerin iktidara ulaşma yoluyla değil, şeri hükümler ile güvence altındadır. İslam, halkın yasama temsilcilerini ve yönetim kanunlarının konulmasını kabul etmez. Aksine yasama, Allah’ın Kitabı ve Rasûlü‘nün Sünnetinden alınır. Demokrasi ise böyle değildir. Yasama halka aittir. Doğal olarak demokrasi -metodu nedeniyle- devletin yasama gündemini etkilemek için yeterli siyasi güce sahip olmayan gruplar ve hizipler arasında ayrımcı politika benimser. Bu ayrımcı politika, çeşitli hizipler arasında düşmanlığın artmasına neden olur. Aralarında yıkıcı çatışmaya teşvik eder. Dolayısıyla toplum, ayrışır ve bölünür. İslam’da bir kişi seçim yoluyla Halife olsa da ancak ne Halifenin ne de ümmet meclisinin yasama hakkı yoktur. Çünkü Halife, hizipçi siyaseti reddeden İslami şeri hükümlere göre hükmeder. İslam’da devlet kaynakları, toplumdaki çeşitli siyasi hiziplerin ağırlığına göre değil, şeri kaidelere uygun olarak tebaa arasında dağıtılır. Halifenin ırk, cinsiyet, din, mezhep temelinde devletin tebaası arasında ayrımcılık yapması ve birilerine imtiyaz tanıması haramdır. Tam tersine İslami Devlete, tüm tebaanın haklarını şeri hükümler temelinde güvence altına almak vaciptir. Hizb-ut Tahrir tarafından yayınlanan “Mukaddimetu’d Düstur” adlı anayasa taslağının 6. Maddesinde şöyle denilmektedir: “Devletin, yönetimde, yargıda, işlerin yürütülmesinde ya da benzeri konularda tebaaları arasında ayrım yapması caiz değildir. Irk, din, renk ve benzeri özelliklere bakmadan herkese tek bir bakışla bakmalıdır.” 7. Madde ise şöyledir: “Devlet, İslami tabiiyeti taşıyan Müslüman ve Gayri-Müslim herkese, İslami Şeriatı aşağıdaki şekilde infaz eder:

A- İslami hükümlerin tamamı, Müslümanlar üzerine hiçbir istisna olmaksızın infaz edilir.

B- Gayri-Müslimler inançlarında ve ibadetlerinde, genel nizamlar çerçevesinde serbesttirler.

C- İslam’dan kendileri irtidat edenlere mürtet hükmü infaz edilir. Fakat Mürtetlerin, Gayri-Müslim olarak doğan çocuklarına, Müşrik ya da Ehli Kitap olmalarına binaen, bulundukları hâl üzere Gayri-Müslim gibi muamele edilir.

D- Gayri-Müslimler, yiyecekleri ve giyecekleri hususunda şer’i hükümlerin izin verdiği ölçüde kendi dinlerine göre muamele görürler

E- Evlenme ve boşanma işleri; Gayri-Müslimler arasında kendi dinlerine göre Müslümanlar ile Gayri-Müslimler arasında ise İslami hükümlere göre yapılır.

F- Devlet diğer şer’i hükümleri ve muamelat, Ukubat, beyyinât, yönetim nizamı, iktisat nizamı ve benzeri bütün İslâmî Şeriat unsurlarını herkese infaz eder. Bunlar, hem Müslümanlara hem de Gayri-Müslimlere aynı şekilde infaz edilir. Yine bunlar, anlaşmalılar ve Eman [güvence] verilenler ile birlikte İslâmî Sulta altındaki herkese de infaz edilir Bunlar tebaanın istisnasız tüm fertlerine infaz edilir, ancak sefirler, konsoloslar, elçiler ve bunlar gibi olanlar müstesnadır.”

2- Hilafet, tüm Müslümanların siyasi devletidir. Müslümanlar arasında birliği güçlendirmeye çalışır. Hilafet Devleti, şeri naasların ve İslami tarihin anlayış farklılığına bakılmaksızın bütün Müslümanların siyasi devletidir. Hilafet Devleti, medya ve Devletin her bölgesindeki eğitim müfredatını, birliği güçlendirmek ve Müslümanların tabi oldukları bütün mezhepler arasında birlik sütunlarını oluşturmak için kullanacaktır. Müslümanlar arasında kardeşlik bağı oluşturan İslam’ın en doğru anlayışını benimseyecektir. Hizb-ut Tahrir’e ait “Mukaddimetu’d Düstur” adlı anayasa taslağının 103. Maddesin şöyle geçmektedir: “Medya Organı; dâhilde, kötülüğü uzaklaştıran ve güzelliği bârizleştiren kaynaşmış ve güçlü bir İslâmî Toplum inşa etmek için hâriçte ise İslam’ın azametini ve adlini, Ordusunun kuvvetini, beşerî nizamın fesadını, zulmünü ve ordularının vehnini gösterir bir şekilde İslam’ı barışta ve savaşta öne çıkarmak ve İslam’ın ve Müslümanların maslahatına hizmet etmek üzere, Devlet’in medya siyasetini belirleyip infaz etmekten mesul olan bir dairedir.” 176. Madde ise şöyledir: “Öğretim müfredatı tektir. Devlet’in müfredatından başka bir müfredata izin verilmez. Devlet’in müfredatına bağlı kaldıkları, öğretim plânının esası üzerine kurulu oldukları, bünyelerinde öğretim siyasetini ve gayesini gerçekleştirdikleri, bünyelerindeki öğretimi -ister öğrenci isterse öğretmen olsunlar- kız-erkek karışık olarak yapmadıkları ve herhangi bir taifeye veya dine veya mezhebe veya ırka veya renge has olmadıkları sürece özel okulların açılması engellenmez.”

3- Toplumun hayrına olduğu için görüş farklılığı ve saygınlığı dikkate alınır. İslam, şeri hükümler sınırları içinde kalmak üzere farklı görüşlere ve şeran muteber nasslardan çıkarılan farklı şeri hükümlere izin verir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ، وَإِذَا حَكَمَ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ “Hâkim, hüküm verdiğinde içtihat eder ve bunda isabet ederse kendisine iki ecir vardır. Eğer hüküm verdiğinde içtihat eder de yanılırsa kendisine bir ecir vardır.” [Müslim] Ayrıca şeri nasslarda içtihattan kaynaklanan ihtilaf, hem İslami fıkhı hem de İslami eserleri zenginleştirdi. İslam’da farklı fıkhî okulların varlığı, içtihadi görüşlerde ihtilafın izin verildiğini kanıtlar. Demokrasi ise böyle değildir. Yasamada çoğunluğa dayanır. Bu ise azınlığa karşı devletin ayrımcılık yapmasına yol açar. İslam’ın, kişi ve devlet tarafından benimsenen fıkhî ve farklı görüşleri tedavi eden nevi şahsına münhasır metodu vardır. Zira İslam, uygulamak için hükümleri benimseme hakkını Devlete verdi. Bu konu ile ilgili olarak Halifeye bazı kısıtlamalar koydu. Hizb-ut Tahrir’in “Mukaddimetu’d Düstur” adlı anayasa taslağının 3. Maddesi şöyle demektedir: “Halife, belirli şer’i hükümleri benimseyip anayasa ve kanunlar haline getirir. O, herhangi bir şeri bir hükmü benimsediğinde bu hüküm gereğince amel edilmesi vacip olan yegâne bağlayıcı şer’i hüküm olur. Bu takdirde o şer’i hüküm, yürürlüğe giren bir kânun haline gelir ki bu kânuna açıktan ve gizliden itaat etmek, Devlet’in yönetimi altındaki her bireye vacip olur.” Devletin benimseyebileceği hükümler ile ilgili olarak Halife, zekât ve cihat dışında ibadetlerde benimseme yapamaz. Feri akide ile ilgili fikirlerde de benimseme yapamaz. Bu, devletteki farklı siyasi mezheplerin takipçileri arasında siyasi bütünlüğü sağlar. Yine Hizb-ut Tahrir’in “Mukaddimetu’d Düstur” da 4. Madde şöyle demektedir: “Halife, Zekât ile Cihat dışındaki ibadetlerde belirli herhangi bir şer’i hükmü benimseyemez. Yine İslâmî Akide ile ilgili fikirlerden herhangi bir fikri de benimseyemez.” Ayrıca İslam, Halifenin şeri hükümleri benimseme işlemini de düzenledi. Bunun için şeri hükümlerin çıkarımını, şeran muteber olan usulü fıkıh kaideleri ile sınırlandırdı. Bu usulü fıkıh kaideleri önceden Halife tarafından benimsenecektir. Bu nedenle Halife tarafından şeri delillerden doğru çıkarım ile istinbat edilmeyen bir hüküm, batıl sayılır. Hizb-ut Tahrir’in “Mukaddimetu’d Düstur” da 37. Madde şunu ifade eder. “Halife, benimsemede şer’i hükümler ile mukayyettir. Şer’i delillerden sahih istinbat edilmeyen bir hükmü benimsemesi haramdır. Yine benimsediği hükümler ve hüküm istinbat metodu ile de mukayyettir. Dolayısıyla benimsediği istinbat metoduna aykırı istinbat edilmiş bir hükmü benimsemesi ve benimsediği hükümlere aykırı bir emir vermesi de câiz değildir.”

Not:

Kur’an Kerim ve Nebevi Sünnetten şeri delilleri öğrenmek isteyenler, Hizb-ut Tahrir’in Mukaddimetu’d Düstur’unda geçen şu Maddelere başvurabilirler: 3, 4, 6, 7, 37, 103, 177.

Mukaddimetu’d Düstur’da geçen ilgili Maddeleri öğrenmek isteyenler, aşağıdaki İnternet sitesini de ziyaret edebilirler:

http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Dördüncüsü: Strateji:

Hilafet, demokratik çatışma siyasetini yok edecektir.

A- Demokrasinin ortadan kaldırılması, toplumdaki gruplar ve bölünmeler politikasının ortadan kaldırılmasına yol açacaktır.

B- Hilafet, ırk, din ya da diğer herhangi bir hususa bakılmaksızın tüm tebaanın haklarını güvence altına alacaktır. Onların işlerini şeri hükümlere uygun olarak düzenleyecektir.

C- Hilafet, tüm Müslümanlara ait siyasi devlettir. Müslümanlar arasında birlik ve ahengi güçlendirmek için medya ve eğitim müfredatını kullanacaktır.

D- Halife, tüm Müslümanların işlerini gütmek için Allah Subhânehu ve Teâlâ tarafından Rasûlü‘ne vahyedilen teşri kaynaklardan doğru bir çıkarım ile gerekli şeri hükümleri benimseme hakkına sahiptir. Ama ibadet ve feri akide ile ilgili fikirler konusunda benimseme yapamaz.

E- Hilafet, özellikle Amerika olmak üzere fiili harbi devletler ile tüm ilişkileri kesecektir. Amerika’nın Pakistan’daki diplomatik, askeri ve istihbarat varlığının kökünü kazıyacaktır. Böylece Amerika tarafından Pakistan’ın kapasitesinin ortadan kaldırılmasına, fitne ateşinin tutuşturulmasına ve Müslümanlar arasında bölünmelere engel olacaktır.

H. 27 Rabiu’s Sânî 1435

 

Hizb-ut Tahrir

27.02.2014
 

Pakistan Vilayeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •