Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Pakistan Enerji Sektörünün Özelleştirilmesi Büyük Bir Zarar ve İslam’a Göre Haramdır

29 Ekim 2014 ile 8 Kasım 2014 tarihleri arasında IMF, Pakistan Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı ile kapsamlı görüşmeler yaptı. Ardından üst düzey yetkililerle de bir araya geldi. Yapılan toplantılarda Pakistan enerji sektöründe devam eden özelleştirme konuları ele alındı. Bu kurum ile yapılan görüşmelerin ardından ve bu uluslararası kurumun boyunduruğu altına girildikten sonra başbakan Navaz Şerif, Pakistan enerji sektöründe yatırıma teşvik amacıyla Çin’e gitti ve oradan da Almanya’ya geçti. Yolculuk öncesinde ABD şirketlerine de bir kaç kez yatırım çağrısında bulundu.

Gerçekte Pakistan enerji sektörünün özelleştirilmesi, sömürgeciliğin gündeminin önemli bir parçasıdır. Enerji sektörünün özelleştirilmesi, kredi almak için bir ön koşul olarak sömürgeci finansal kuruluşlar tarafından dikte edildi. Enerji politikası tartışılırken 7 Nisan 2014 günü bir televizyon programında IMF, “Kamu kurumlarının özelleştirilmesine” değindi. 2 Mayıs 2014 günü Pakistan Dünya Bankası direktörü de “Gümrük tarifesi politikasının geliştirilmesi” ve “Pazarın özel sektöre açılması” konularına vurgu yaptı. Pakistan ekonomisinin kurtarılması, Pakistan enerji sektörünün özelleştirilmesiyle olmaz. Aksine özelleştirme, gaz ve elektrik fiyatlarının artışına yol açar. Ki bu da elektrik kıtlığına neden olur ve ülke, daha fazla yabancı egemenliğinin tekeli altına girer.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile işbirliği yapan Rahil-Navaz rejimi, yeni özel sektör sahiplerine yüksek kazançlar sağlamak amacıyla sürekli gaz ve elektrik fiyatlarının yükselmesi için çalıştı. Bunun insanların büyük bir kesiminin sefaletine yol açacağını hiç düşünmedi. Özelleştirme öncesinde Devlet Petrol ve Gaz Geliştirme Şirketi [OGDCL] 5 Ağustos 2014 tarihinde bir önceki yıla göre %36 oranında bir artış sağlayarak 2013-2014 yılında 143 milyar Rupi kar elde ettiğini bildirdi. Ki bu da özelleştirmenin karlı firmalarda yapıldığını göstermektedir. Ayrıca özelleştirme, Müslümanların çıkarına olmadığı gibi petrol ve gazın kamu mülkiyetinden olduğunu söyleyen Şeri hükme de aykırıdır.

Ayrıca daha fazla kar elde etmek için sürekli petrol ve gaz fiyatlarına zam yapılması, insanların omuzları ekstra yük getirir. Özelleştirme, her gün birkaç saatlik elektrik kesintilerine yol açar. Çünkü özel sektör sahipleri, elektrik kesintilerini daha fazla kar elde etmenin bir üslubu olarak görüyorlar. Örneğin 25 Haziran 2013 yılı itibariyle KESC, iki özel sektörün 626 MW’lık enerji üretimi dâhil 3007 MW elektrik enerjisi üretimi kapasitesine sahiptir. Ancak onun maksimum üretimi 1200 ila 1400 MW elektrik arasında değişiyor. Oysa Pakistan’ın ekonomik merkezi Karaçi’nin yıllık tüketimi 2100 MW’tır.

Aslında yabancı özel sektör sahipleri, yerel ekonominin güçlendirilmesine de pek önem vermiyorlar. Çünkü onlar, hükümetlerin ve sömürgecilik kurumlarının elçileri gibi çalışıyorlar. Pakistan’ın küresel düzeyde bir rakip haline gelmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. İşte bu bağlamda Asya Kalkınma Bankası, 2013 Şubat’tan bu yana yerel kömür kullanılarak enerji üretimi yerine yüksek fiyatlarla ithal edilen kömürün kullanılmasını sağladı. Bilindiği üzere Pakistan, dünyanın altıncı büyük kömür rezervlerine sahiptir. Enerji sektörünün özelleştirilmesi ile yabancı şirketler, büyük karlar elde ettiler. Diğer yandan ise yerel sanayi ve tarım neredeyse duraksayıp çökmek üzeredir. İşsizlik arttı. Elektrik ve gaz fiyatlarının artışıyla insanların omuzlarındaki yük iyice ağırlaştı. Sanki bu yetmiyormuş gibi bir de Pakistan, büyük gelir kaynaklarından yoksun bırakıldı. Sömürgeciler, ajanları aracılığıyla yabancılardan alınan faiz bazlı kredi geri ödemelerine yönelik ek gelirler elde etmek amacıyla insanlara koyulan vergileri artırdılar. Bu da ekonominin daralmasına neden oldu. Hâlbuki şimdiye kadar Pakistan, yapılan geri ödemeler ile sömürgecilerden alınan kredilerin asli tutarını çoktan ödemiştir. Bu sömürgecilik tuzak ile Pakistan’ın kalkınıp bölgesel ya da uluslararası güç olması mümkün değildir.

Pakistan’ın ekonomik hastalığının tedavisi, özelleştirme, yabancı yatırım ya da sömürgeci krediler değildir. Çünkü bizzat bunlar hastalığın kendisidir. Oysa tek çözüm, tek başına ekonomik devrim için gereğinden fazla yeterli gelir ve kaynak temin eden İslam’ın ekonomik sistemini uygulamaktır. Kapitalizm ve komünizmin aksine İslam’a göre enerji kaynakları, ne özel mülkiyet ne de devlet mülkiyetidir. Aksine kamu mülkiyetidir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

المسلمون شرکاء فی ثلاث: الماء، والکلأ، والنار “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su mera ve ateş.” [Ebu Davud] Böylece her ne kadar Hilafet Devleti, kamu ve devlet mülkiyetinin idaresinden sorumlu olsa da Halifenin kamu mülkiyetini birey ya da grup olsun belli kişi ve taraflara tahsis etmesi caiz değildir. Onlar, tüm Müslümanların malıdır. Gelirleri de devlete değil onlara aittir, işlerinin güdülmesi ve maslahatların temini için kullanılır. Bu, ister petrol, gaz ve elektrik gibi enerjiden olsun, ister çelik ve bakır gibi madenlerden olsun, ister deniz, nehir ve baraj gibi sulardan olsun, isterse mera ve ormanlardan olsun kamu mülkiyetinden elde edilen tüm servetler için geçerlidir. Nitekim dünya enerji ve maden kaynaklarının büyük çoğunluğunun Müslüman ülkelerde olduğu bilinen bir gerçektir. Böyle olduğu halde bugün İslam’ın ekonomik sistemi uygulanmadığı için Müslümanlar, yoksulluk ve sefalet içindedirler. Kayda değer maddi zenginliğe sahip olmayan ülkeler ile karşılaştırıldığında dünya işlerinde Müslümanların hiç bir değer ve kıymeti harbiyesi yoktur.

Ey Pakistanlı Müslümanlar!

Sömürgecileri işlerimiz üzerinde söz sahibi kılan küfür yönetiminin egemenliği altında yaşamayı kabul ettiğimiz sürece bizim bu korkunç ekonomik durumumuz daha da kötüleşmeye devam edecektir. Bu sistemde yönetime kim gelirse gelsin, ister PML-N ister PPP isterse PTI gelsin biz, zulüm ve sefalet içinde yaşamaya devam edeceğiz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” [Enfal 25] Fitne, sadece küfür ile yönetenlerle sınırlı değildir Aksine küfür yönetimine tanıklık edip de onu değiştirmek için hiç bir şey yapmayan kişileri de kapsar. Dolayısıyla hepimiz, Hilafet Devletinin kurulması projesine karınca kaderince ortak olmalıyız. Ve İslam’ı bir yaşam biçimi olarak hayata geri getirmek için cesur ve siyasi uyanıklığa sahip Hizb-ut Tahrir gençleri ile birlikte çalışmalıyız.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri içindeki samimi subaylar!

Kendilerini savunmaya yemin ettiğiniz insanlar, sıkıntıların altında inim inim inliyorlar. Savunmaya yemin ettiğiniz ülkenin servetleri de talan ediliyor. İman ettiğiniz din de ihmal edilip terk edildi, hayatta uygulanması reddedildi. Orada burada buna işaret edip bundan yüz çeviremezsiniz. Siz, Hilafet Devleti projesinin başarısı için kritik bir role sahipsiniz. Siz, anayasa ve devlet bazında İslami yönetimin kurulması için Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nusret veren Ensar’ın halef ve torunlarısınız. Onun için Celil Âlim Şeyh Ata ibn Halil Ebu Raşta liderliğinde Hizb-ut Tahrir’e nusret vererek tekrar onların siretini hayata geçirebilirsiniz. Dolayısıyla Hilafeti kurmak ve bu ümmeti eski makamına iade etmek sizin boynunuzun borcudur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir. (Bu) Allah’ın vadettiğidir. Allah vadinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.” [Rum 4-6]

H. 25 Muharrem 1436

 

Hizb-ut Tahrir

17.11.2014
 

Pakistan Vilayeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •