Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Ey Müslümanlar! Hilâfet’in Yeniden Kurulması için Kalkmanızdan Evvel, Daha Ne Kadar Fazla Müslüman Açlık ve Fakirlik Yoluyla İntihara Sürüklenecek?

Allah [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın petrol, doğalgaz, su ve verimli toprak gibi muazzam kaynaklarla bereketlendirdiği bir Ümmet’in parçası olduğu halde Pakistan Müslümanları, temel ihtiyaçlarını karşılama mücâdelesi vermektedirler. İnsanların acısı fakirlik nedeniyle öylesine artmaktadır ki bu durum insanları intihara ve öz evlâtlarını katletmeye sürüklemektedir. Aynen İslâm öncesi Câhiliyye döneminde yaşananlar tekerrür etmekte, insanlar fakirlik ve açlık korkusuyla evlâtlarını öldürmektedirler. Muazzam maddî ve zirâî kaynaklarına rağmen Pakistan’daki açlığın ve fakirliğin temel nedeni, gerek demokrasi, gerekse diktatörlük yoluyla yıllardır uygulanan Kapitalist Sistemdir.

Taşıma maliyetlerini artırması bakımından temel ihtiyaç fiyatlarının yükselmesine yol açan akaryakıt zamlarına gelince; Hükümet, enerji alanının özel sektörün elinde olmasına izin vermeyi sürdürmektedir. Bu da Kapitalist “mülkiyet özgürlüğü” mefhumuna binâen onlara, insanların temel ihtiyaçları üzerinden korkunç kazançlar sağlamaktadır. Hükümet’in “uluslararası petrol fiyatları artıyor” bahanesini kullanması ise, petrol türevlerinin (benzin, mazot vb.) zamlanarak bu özel şirketlerin kârlarını garanti altında tutmaktadır. Bizzat Pakistan günde 64.000 varillik petrol üretmektedir ve bu petrol bile zamlardan muaf tutulmamaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi Hükümet bir de IMF politikaları gereğince doğalgaz fiyatlarını yükseltmektedir. Oysa Pakistan’ın, ihraç etmediği muazzam doğalgaz kaynakları vardır ve hâlihazırda Pakistan’ın enerji ihtiyaçlarının zaten %50’sini karşılayan bu potansiyel, petrol türevlerine alternatif olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Hükümet, Kapitalist bir vergi sistemi uygulamaktadır ki bu sistem, belirli banttaki Kapitalistlere vergi muâfiyeti tanırken, petrol ve doğalgaz gibi kamu kaynaklarını kullanan sıradan insanların hiçbirini affetmemektedir. Üstelik vergi gelirlerinin artırılmasına, bu kaynakları temel almaktadır. Bunun içindir ki Hükümet, çıkarma, arıtma ve ulaştırma masraflarının çok çok ötesine geçen bir biçimde doğalgaz, dizel ve petrol üzerinde ağır bir vergi rejimi kurmuştur. Dahası Hükümet, küresel Kapitalist politikalara paralel olarak Pakistan para birimini ağır bir biçimde dolara bağımlı kalmasına izin vermektedir. Bu da Pakistan ekonomisinin doların artışına ve düşüşüne bağımlı olarak yalpalanması anlamına gelmektedir. Nitekim Bush, kendi partisi Cumhuriyetçi Parti’yi seçimlere hazırlamak üzere doları zayıf bırakarak ihrâcâtı teşvik etmektedir. Ne var ki dolar zayıf kaldıkça Rupi de zayıflamakta, bu da Pakistan’ın halen acısını çektiği korkunç bir enflasyona götürmektedir. Hepsi bir yana, gerçek şu ki Hükümet, piyasalardaki kısıtlı tedarik konusuna eğilmemekte, bu da fiyatların artmasına yol açmaktadır. Üreticileri ve tüccarları desteklemek yerine, fiyat ayarlamalarına giderek üzerlerindeki yükü artırmaya yönelmektedir. Yine kaçakçılık ve stokçuluk ile mücâdelede gevşek davranmakta, bütün bunlar gözünün önünde meydana gelmektedir.

Dolayısıyla, Pakistan’da pek çok insanın iki öğüne bir ekmek koyamayacağı böylesine feci bir duruma yol açan Kapitalist Ekonomik Sistem’in ta kendisidir! Yine de Pakistan’ın yöneticileri, neden olduğu bunca sefâlete ve hezîmete rağmen bu ekonomik politikaları sürdürmede kararlıdır. Bunun içindir ki Pakistan Mâliye Bakanı İshâk Dâr, Amerika ziyâreti sırasında Dünya Bankası‘na; “Önceki Hükümet’in ekonomi politikalarını sürdüreceğiz” diyerek güvence vermiştir. Bütün bu acıklı sıkıntılar, sizlere Allah [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın şu kavlini hiç hatırlatmaz mı?  وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى “Kim de Benim Zikrimden (hidâyetimden) yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve Biz onu, Kıyâmet Günü kör olarak haşredeceğiz.” [Tâ-Hâ 124] İnzâl edilmiş Hak Dîn İslâm’ı tatbîk ederek Arap Yarımadası‘nın kuru çöllerinden güçlü ve müreffeh bir devlet çıkaran Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘in Ümmeti oldukları halde, bugün Pakistan Müslümanları, üzerlerinde beşer mahsulü bâtıl bir ideoloji olan Kapitalizm uygulanarak günden güne sıkıntıya, mihnete ve sefâlet mâruz kaldıklarını görmektedirler.

Ey Pakistan Müslümanları! Mevcut sistemin aksine İslâm, hem mârufa göre temel ihtiyaçlarına karşılanmasını güvence altına alan, hem de fiyatların arttığı kıtlık ve âfet zamanlarında temel ihtiyaç tedârikinin kesintiye uğramasını engelleyen kesin ve net hükümlere sahiptir. İslâmî Ekonomik Sistem’in temel ilkelerinden biri; her bir fert için yiyecek, giyecek ve barınak ihtiyacının karşılanmasıdır ve bu temel ihtiyaçların devletin tebâsından her bir fert için garantilenmesine yönelik politikalar benimsemesini Hilâfet Devleti’ne farz kılmasıdır. Yine İslâm; kıtlık zamanlarında insanların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak üzere, İslâm’a dayalı politikalar yoluyla tedbir almasını Halîfe’ye farz kılar. Üstelik Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:  مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِنًا فِي سِرْبِهِ مُعَافًى فِي جَسَدِهِ عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا  “Her kim evinde emîn, bedeninde âfiyette olur, yanında da günlük kuvveti (iâşesi) bulunursa, âdeta dünyaya sahip olmuş olur.” [et-Tirmizî rivâyet etti.] Zîra Medîne’de [Ramâde yılında] gıda fiyatlarının artmasına yol açan bir kıtlık yaşandığında, Halîfe Ömer [RadiyAllahu Anh] Beyt-ul Mâl’in kapısını insanlara açmış ve sıkıntıyı gidermek üzere Hilâfet’in diğer bölgelerinde gıda ürünleri getirtmişti. Muhakkak ki İslâm’ın hükümleri, zirâî üretimin muazzama oranda geliştirilmesini mümkün kılar ve Müslümanı, toprakları işlemeye teşvik edip toprağı ihyâ etmeyi mülkiyetin temeli haline getirir. Nitekim Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:  مَنْ أَعْمَرَ أَرْضًا لَيْسَتْ ِلأَحَدٍ فَهُوَ أَحَقُّ  “Her kim başkasına ait olmayan bir araziyi imar ederse o daha hak sahibidir.” [el-Buhârî rivâyet etti] Bu da işlemeye kudreti olup da toprağı bulunmayanları çorak arazileri işlemeye teşvik eder ki bu teşvik, başlı başına zirâî üretimin yükselmesine önemli bir katkı sağlar. Yine Hilâfet Devleti, insanların verimsiz arazileri işlemesine yardım etmek üzere hibeler ve faizsiz destekler verir. Dahası tarıma teşvik etmek üzere yabancı çok-uluslu şirketlere çağrıda bulunmak yerine Devlet, bir yandan tebâdan olan yerli çiftçilere vergisiz ithal makina desteği sağlarken, öte yandan yerel bazda en gelişmiş tarım araçlarını üretmeteye çalışır; böylece üretim etkin, verimli ve ucuz bir hale getirir. Ayrıca İslâm, enerji kaynaklarını emsâlsiz bir biçimde değerlendirir ki bu, hem ulaşılabilir yakıt imkânları sağlar, hem de ekonomik faaliyeti yükseltir. Nitekim Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:  الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاَثٍ فِي الْكَلئِ وَالْمَاءِ وَالنَّارِ  “Müslümanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Mer’a, Su ve Ateş.” [Ahmed rivâyet etti] İslâm’da petrol, doğalgaz ve diğer tükenmez enerji kaynakları kamu mülkiyetidir. Devlet, bu malların tedârik mâliyetleri için düşük bir bedel alabilir, ancak bunları asla insanların boynuna bindirilen vergi toplama aracı haline getiremez. Yine İslâm’da altın ve gümüş gibi kıymetli madenler, para biriminin desteği haline getirilmek zorundadır, bu da devletin para biriminin dolara bağımlı halde yalpalanmasını engeller, parayı güçlendirip istikrarlı hale getirir ve yüksek enflasyonun hastalıklı etkilerden uzaklaştırır.

Ey Pakistan Müslümanları! Mevcut sistem, Dîninize müteallik her meselede hezîmete uğramıştır. Ne Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘e saldırıldığında, ne Kur’ân hakârete uğratıldığında Akîdenizi korumamıştır. Ne Müslümanlar zulümlere mâruz kaldığında, ne de toprakları işgâl edildiğinde, onları savunmamıştır. Gerçekte Kâfirler lehine Müslümanlara karşı savaşan doğrudan bu başınızdaki ajan yöneticilerdir. Dolayısıyla İslâm’ın her bir fert için garantilenmesini emrettiği en temel ihtiyaçlarınızı bile karşılamaktan âciz kalması garip değildir.

Ey Pakistan Müslümanları! Daha ne zamana kadar başınıza bu Küfür sisteminin tatbik edilmesine râzı olacaksınız? Öyle bir sistem ki Kâfirlerin çıkarlarını her fırsatta güvence altına alır, ama sizleri sersefil bir ümitsizliğe sürüklemekten sakınmaz. Küfürden hangi hayrı beklersiniz ki hâlâ? Daha ne zamana kadar, sizi çepeçevre kuşatmış bunca münkere sessiz kalmayı sürdüreceksiniz? Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘in şu kavlinden hiç sakınmaz mısınız?

“Nefsimi elimde tutan [Allah’a] yemin olsun ki ya ma’rufu emreder ve münkerden nehyedersiniz, yada Allah katından bir cezâ gönderiverir. Sonra O’na dua edersiniz, lâkin artık size icâbet etmez.” [Ahmed rivâyet etti]

Hilâfet Devleti’nde İslâm’ın tatbîk edilmesi için harekete geçmenizin tam zamanıdır! İşte Hilâfet’in yeniden kurulması için mücâdele veren, zorba yöneticileri ve küfür sistemini reddeden Hizb-ut Tahrir şebâbı aranızdadır, o halde ne zaman onların çağrılarına icâbet edeceksiniz? Muhakkak ki ancak ve sadece Hilâfet’in kurulmasında sonra bu dünyada güvenlik ve esenliğin ne olduğunu bileceğiz, umulur ki Allah [Subhânehu ve Te’alâ]‘yı râzı edebileceğiz. Allahu Te’alâ şöyle buyurmuştur:  وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لاَ يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا  “Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar.” [en-Nûr 55]

Ey Güç Sahipleri! Üzerlerinde uygulanan Sömürgeci Küfür sisteminden dolayı uğradıkları zulümden, sıkıntıdan ve üzüntüden korumaya yemin ettiğiniz bu halkı kurtarmayı hiç mi arzulamazsınız? Toplumlarını Dâr-ul İslâm’a dönüştürmek üzere Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘e Nusret veren Ensâr gibi olmayı hiç mi arzulamazsınız? Hiç şüphesiz sizler, bu kokuşmuş sistemi ve fâsit yöneticilerini kökünden kaldırmaya ve Hilâfet’i yeniden kurmaya muktedirsiniz. Yapacağınız tek şey; Pakistan’ın yeniden İslâm’ın uygulandığı bir belde olabilmesi için Hizb-ut Tahrir’e Nusret vermektir ve Allah [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın rızâsı uğrundaki bu ameliniz, İnşâAllah amel defterlerinize nûrdan satırlar ile yazılacaktır. O halde daha ne zaman icâbet edeceksiniz?

H. 01 Cumâde’l Evvel 1429

 

Hizb-ut Tahrir

05.05.2008
 

Pakistan Vilâyeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •