Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Müslüman Dünyadaki Ekonomik Kaos, Yalnızca Hilâfet Devleti’nin Kurulmasıyla Halledilebilir

Tüm dünya, küresel finans krizinin etkisini hissetmektedir. Britanya’da ise ilk kez, Amerika’daki sub-prime [kredi geçmişi temiz olmayan, daha önceki kredilerinde ödeme zorluğu çekmiş yada ödememe riski olan kişilere normalden daha yüksek faizle verilen krediler] mortgage piyasalarında aşırı derecede, iştahla ve fazlasıyla “ahmakça” yatırım yapmış bir banka olan Northern Rock hisselerinin düşmesiyle hissedilmiştir. Artık bunun etkileri, günlük litre başına yaklaşık 1,20£ [yaklaşık 3 YTL] -ki bunun %70’i devletin zâlimane vergileridir- ödeyerek benzin alan sıradan insanların hissedeceği kadar genişlemiştir.

Müslüman dünyada ve diğer gelişmekte olan ülkelerde, bu krizin etkileri gerçekten ürkütücü bir boyuta varmıştır. Dünyanın en fakir ülkelerinin halkları, herkesten daha fazla bunun acısını çekmektedir; Mısır ve Haiti gibi çeşitli yerlerde ayaklanmalar görülmektedir. Pirinç ve un gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki artış giderek tırmanmakta, Pakistan’da insanlar açlık ve sefâlet yüzünden intihar etmektedir. Benzin fiyatları yükselmeye devam etmekte, Bangladeş ve kısa bir süre önce de Pakistan gibi ülkelerdeki hükümetler, benzine ve mazota verilen sübvansiyonlara son verilmesini tartışmaktadırlar.

Paradoks şu ki insanlar, dünyanın petrol kaynaklarının %70’i Müslümanların toprakları üzerinde bulunmasına rağmen sefâlet çekmekte, varlık için yokluk yaşamaktadırlar. Şüphesiz Allah [Subhânehu ve Te’alâ] bu Ümmet’e nice muazzam kaynaklar ihsân etmiştir. İnsanlar, petrol fiyatları yüksek olunca Müslüman dünyanın hazinelerine daha fazla kâr akacağını zannedebilirler, oysa acı gerçek şu ki bir avuç mutlu azınlık dışında herkes hayatın meşakkatlerini çekmektedir. Bu da Batılı efendilerine hizmet ve kendi tamahkâr menfaatleri uğrunda otoriteyi gasp etmiş fâsit yöneticilerin, hıyânetine ve ihmâline açık bir delîldir.

Bu ihmâlin başında, bencil ve beceriksiz yöneticilerin, piyasa fiyatını düşük tutmaya yetecek miktarda petrol pompalamadıkları gerekçesiyle yüksek petrol fiyatlarında yaşanan artıştan dolayı Batılı politikacıların kendilerini -tabiatıyla dünyanın başlıca petrol üreticisi Müslüman dünyayı- suçlamalarına bile bile izin vermiş olmalarıdır. Suudi zorbası Abdullah ibn-u AbdulAzîz ve diğer yöneticiler, yüksek ham petrol fiyatının, üretimin düşük düzeyde olmasından kaynaklanmadığını bildikleri halde bu kozmetik talebi kabul etmişlerdir. Üstelik sahip oldukları muazzam likidite bolluğunu, Müslüman dünyada açlığa ve ölüme terk edilmiş mazlumları doyurmak yerine Batılı bankaları kurtarmak için harcayarak ellerinden geleni artlarına koymamışlardır. Fakirden çalıp süper zengine vermekten daha ötesi var mı?

Petrol ve gıda fiyatları gerçekten artmaktadır, çünkü Birleşik Devletler, artan oranda banknot basmaktadır, bu da kısa bir zaman zarfında [son beş yılda borsa endeksine karşı %40’tan fazla] doların çarpıcı oranda devalüe olmasına yol açmıştır. On yıllardır süregelen mâlî açıklarına buldukları çözüm budur, ancak sub-prime mortgage krizinden beri, probleme yol açan azgın şirketleri korumak için daha fazla dolar basmışlardır. Netice; akıl almaz düzeyde acı çeken fakir ülkeler olmuştur; kimileri de, özellikle para birimleri dolara aşırı bağımlı ülkelerde açlıktan kıvranarak ölüme mahkûm edilmiştir.

Ey Kardeşler ve Bacılar! Topraklarımız elbette bereketlidir, petrol kaynaklarıyla, insan kaynaklarıyla, zengin tarım arazileriyle… Ülkelerimizde tüm dünya çapında fakirlik ile mücâdele edebilecek bir potansiyel mevcuttur. Ne yazık ki Müslüman dünyadaki rejimler içinde, -küresel bir mücâdele yürütmesi bir yana- sırf sıradan insanları dahi koruyacak ve destekleyecek hiçbir siyâsî irâde ve liderlik yoktur. Yöneticiler, -diğer her şeyde olduğu gibi- ekonomilerimizi Sömürgeci güçlerin menfaatlerine bağımlı hale getirmişlerdir. İnsanlar açlık ve fakirlik çekmektedir, çünkü bu yöneticiler bizleri, küresel kapitalist sisteme kilitlemişlerdir. Onların krizinin ağır faturasını, sıradan insanlarımıza yüklemişlerdir ki bizim insanlarımız açlıktan kıvranırken onlar kendilerini, devletlerarası bankalarını ve şirketlerini semirtsinler! Yine enerji ve su sağlayan kurumlar gibi devlet hizmetlerini, özel sektöre göz göre göre satmışlardır. En kötü ihtimalle bu servetleri kendileri için kullanırlar, en iyi ihtimalle Ümmet’in servetlerini kısa vadeli projeler dahilinde heder ederler, Körfez’deki lüks otellerde olduğu gibi! Dahası bugüne kadar ürettiğimiz petrolü rafine etmek için ülkelerimizin kudretini artırma yönünde neredeyse hiçbir şey yapmamışlardır. Dünya petrolünün %43’ünü ürettiğimiz halde, yalnızca %11’ini rafine edebiliyoruz. Bu da demek oluyor ki topraklarımız dışında rafine edilmiş petrol ürünleri ithâlâtına, hem de şişirilmiş fiyatlarla bağımlı kalmaya devam ediyoruz.

Müslüman dünyanın ekonomileri ve politikaları, bir avuç çirkef zorbaya hizmet eden Batılı Kapitalist sistemin zincirine bağlı kaldığı sürece, bu trajedi döngüsü sürecek, insanlar aç kalmaya, sefil olmaya, bedbaht olmaya devam edecektir. Bu ajan yöneticileri düşürerek, bu bağımlılığa, teslimiyete son vererek ve İslâmî Hilâfet yönetimi yoluyla kendi siyâsî ve iktisâdî nizâmımızı ikâme ederek kendimizi bu girdaptan kurtarmak, her zamankinden fazla şimdi daha hayatî bir meseledir.

Muhakkak ki bizi bu duruma düşüren, Allah’ın inzâl ettikleri ile yönetimin ve iktisâdın terk ve ihmâl edilmesidir ve dolayısıyla yalnızca İslâmî hükümlere geri dönülmesiyle bu musîbete son verebiliriz. İslâm’ın bu tür problemleri nasıl engellediğini ve çözdüğünü kavradığımız zaman Allah’ın bize bahşettiği ve emrettiği nizâmın gerçekten son derece mükemmel, kapsamlı ve köklü bir yapıda olduğunu görürüz.

1.  Hilâfet Devleti, bu Ümmet’in siyâsî varlığının manifestosudur. Bu sayede Ümmet’in kaynakları entegre ve organize bir şekilde değerlendirilebilir. Körfez devletlerinin petrolü ve mâli kaynakları zengindir, ancak nüfusları azdır. Endonezya, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerin muazzam bir nüfusu, işgücü ve buna bağlı pek çok kabiliyetleri vardır, ancak fakirdir. Tek bir ihlaslı liderlik bünyesinde tüm bu kuvvetler tek bir elde birleştirilip tüm beldeler arasında mükemmel bir dağılım ve denge sağlanabilir.

2.  Nebî [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], Ebu Dâvud’un rivâyet ettiği bir hadiste şöyle buyurmuştur: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلإَِ وَالنَّار  “Müslümanlar şu üçünde ortaktır: Su, mera ve ateş.” Dolayısıyla petrol, Ümmet’in ortak malıdır. İslâm, bu üç kamu mülkiyeti kapsamındaki mal varlıklarının ve kamu maslahatı bulunan tüm diğer temel varlıkların, birkaç Körfez şeyhince, birkaç işadamınca, birkaç prensçe sahiplenilmesini haram kılar. Dolayısıyla Hilâfet Devleti, elde edeceği petrol gelirlerini, birkaç ferdin yahut ailenin yahut klanın menfaatine tahsis etmez, bilakis gelişmekte olan beldelerinde yatırım amaçlı değerlendirir.

3.  Devletin para biriminin, tamamen altın, gümüş ve benzeri değerli madenî varlıklara dayandırılması şer’ân farzdır. Böylelikle para birimimiz, dolara bağımlı olmaktan kurtuluş olacak, Birleşik Devletler ve ajanlarının ekonomilerimizi ganimet bilip yağmalamalarının önü kesilecektir.

4.  Hilâfet Devleti, şer’î kâidelere göre serveti derhal topluma dağıtacak, böylece tüm tebâ için kaçınılmaz olan yiyecek, giyecek ve barınak gibi tüm temel ihtiyaçlar ivedi olarak karşılanacaktır.

Hiç kimse İslâm Ümmeti’nin servetten mahrum olduğunu söyleyemez. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] bu Ümmet’i, sıkı çalışan azimli insanlarla, muazzam enerji kaynaklarıyla ve verimli tarım arazileriyle bereketlendirmiştir. Yine de insanlarımız bu zengin topraklar üzerinde açlıktan ölmekte, fakirlikten sokaklara dökülmektedirler. Muhakkak ki bu, beldelerimize musallat olmuş yöneticilerin hızla artan ifsatlarının ve işlerimizi hakkıyla yürütmedeki beceriksizliklerinin bir sonucudur. Dolayısıyla ekonomilerimizi yeniden imar etmemizin ve ekonomik krizi def etmemizin tek yolu; bu yönetici tabakaların elinden otoriteyi çekip almak, İslâm’a dayalı siyâsî bir nizâm kurmaktır ki o, Hilâfet Nizâmı‘dır. Yalnızca Hilâfet Nizâmı‘nın her tür sorunumuzu mükemmel İslâmî hükümler ile çözmek üzere tatbîk edildiğini gördüğümüz zaman, bugün maruz kaldığımız ve hiç kurtulamayacağımızı sandığımız bu zulüm ve sömürü çarkından kurtulabilir, âdil ve lider bir ümmet olarak âlemin parlayan yıldızı olabiliriz.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا  “İşte böylece sizleri vasat (zirve) bir ümmet kıldık ki siz insanlar üzerine şâhit olasınız, Rasûl de size şâhit olsun.” [el-Bakara 143]

H. 08 Raceb 1429

 

Hizb-ut Tahrir

12.07.2008
 

Britanya

 


...:-
  • Faizden Beslenen Çıkarcı Kapitalistler Lehine Kanımızı Emen Bu Yozlaşmış Sistemi Ortadan Kaldırın

  • Filistin Yönetimi, CEDAW’a Yaranmak, İslam Düşmanlarına Dalkavukluk Yapmak İçin Aileyi Kurban Ediyor

  • Lübnan Partileri ve Mezhepçilik Fitnesi, Siyasi Sınıfın Bekasına Hizmet Eder!

  • CAMİLERİN YENİDEN AÇILMASI TALEBİ

  • Ey Müslüman Lübnan Halkı, Özellikle Şeyhler, İlim Adamları, Cami İmamları ve Vaizler! İnsan Kardeşliği Belgesini, Sonuçlarını ve Üzerine İnşa Edilenleri Çöpe Atın

  •