Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Tilki Tilkiliğini Anlatıncaya Kadar Post Elden Gider, Ey Müslümanlar!

Yahudi varlığı Cumhurbaşkanı Şimon Peres, 11 Kasım 2007 Pazar günü, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dâvetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Bilkent Üniversitesi’nde yapacağı konuşmadan sonra fahrî doktora diploması alacak, Pazartesi günü MOSSAD sponsorluğunda birkaç yıldır organize edilen ve bu yıl Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde toplanacak Ankara Forumu’na katılacak ve Salı günü de Türkiye Meclisi’nde milletvekillerine hitap edecek. Ankara’da bulunduğu süre içerisinde otelde değil, Cumhurbaşkanı Gül’ün konuğu olarak Camlı Köşk’te kalacak. Ayrıca 12 Kasım Pazartesi günü de Filistin Otoritesi Başkanı Mahmud Abbas Türkiye’ye gelip Peres ile birlikte Ankara Forumu’na katılacak, Salı günü de Peres’den sonra Türkiye Meclisi’nde milletvekillerine hitap edecek.

Son zamanlarda, bilhassa AKP Hükümeti döneminde Türkiye; İngilizlerin Türkiye için belirlediği “köprü ülke” politikasından, Amerika’nın belirlediği “merkez ülke” politikasına kaymanın bir sonucu olarak, Sömürgeci politikaların bölgedeki uşak yöneticilere bildirildiği ve aralarında karşılıklı görüş alışverişinde bulundukları bir yolgeçen hanı haline gelmiştir. Son aylarda bilhassa İran’dan, Irak’tan, Suriye’den, Suudi Arabistan’dan ve diğer ülkelerden gerçekleştirilen bu ziyâretlerin ve bu çerçevede yapılan bu toplantıların ve zirvelerin, Amerika’nın bölgeye yönelik politikalarına hizmetten başka maksadı yoktur.

Yahudi varlığı Cumhurbaşkanı ile Filistin’in olmayan devletinin başkanı Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyâreti de bu kapsamdadır. Zîra bu ziyâret; Başbakan Erdoğan’ın Amerika gezisi sonrasına ve bu ay sonunda Amerikan yönetimi tarafından yapılması plânlanan Annapolis Zirvesi öncesine denk gelmiştir.

Yahudi varlığının kurulduğu o meşum günden beri, tüm İslâm Ümmeti için mukaddes toprakların bulunduğu Filistin üzerinde mazlum Filistin halkına karşı işlediği sayısız cürümleri görmezden gelerek, sessiz kalarak hatta daha ötesi tüm bu cürümlere ve katliamlara destek olarak, fahri doktoralar ile ödüllendirerek, Camlı Köşklerde ağırlayıp onurlandırarak, bilhassa askerî anlaşmalarla katkıda bulunarak Yahudi varlığına gösterilen dostluk ve muhabbet, şüphesiz İslâm’a ve Müslümanlara apaçık bir hakâret, affedilmez bir hıyânettir. AKP Hükümeti, bu hakâretin ve hıyânetin başlıca fâilidir.

Ey Milletvekilleri!

Partiniz ve düşünceniz ne olursa olsun, Yahudi varlığının gerçeğini ve Filistin’in acıklı durumunu yakından biliyorsunuz. Kimin zâlim, kimin mazlum olduğunu, kimin hâin kimin çifte standartçı olduğunu da biliyorsunuz. Ayrıca mevcut Hükümet’in, Filistin meselesine bakışını ve Yahudi varlığı ile sıcak ilişkilerini de biliyorsunuz. İslâmî, insânî ve ahlâkî sorumluluğunuz ve oylarını aldığınız bu Müslüman halka karşı yükümlülüğünüz; hem bu Yahudi varlığına, hem onunla uyum içerisinde olmak için çırpınan kukla Filistin yönetimine, hem de başınızdaki Hükümete ve “arabulucu” Türkiye Cumhurbaşkanı‘na tepki göstermenizi, karşı koymanızı gerektirir. Bunun için lütfen, İslâm’ın ve Müslümanların can düşmanı Yahudi varlığı Cumhurbaşkanı ile onların işbirlikçisi ve Gazze’de süregelen insanlık trajedisinin başlıca sorumlusu olan “devletsiz” başkan Mahmud Abbas’ın Meclis’teki konuşmalarını boykot ediniz ve Meclis oturumunu terk ediniz. Hükümetinizin ve Cumhurbaşkanınızın cürümlerine ortak olmayınız. Şüphesiz azîz bir ölüm, zelîl bir yaşantıdan hayırlıdır. Allah’tan korkunuz, Allah’tan korkmuyorsanız, kullarından utanınız.

أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ  “İçinizde hiç dosdoğru bir adam yok mu?” [Hûd 78]

Ey AKP Yöneticileri!

Kasım 2002’den beri, gerek Başbakanlık, gerek Dışişleri Bakanlığı, gerek Meclis üyeleri, gerek parti yöneticileri, gerekse şimdi Cumhurbaşkanlığı olarak nice cürümler işlediniz. Nice ziyâretlere koşup nice anlaşmalar imzaladınız! Nice temaslarda bulunup nice toplantılara katıldınız. Ne için? Allah için mi? Hayır, -çok azı müstesna- bunların hiçbiri Allah için değildi. Allah’ın mü‘min kulları için mi? Hayır, -çok azı müstesna- bunların hiçbiri Allah’ın mü‘min kulları için de değildi. Varlığınız ve amelleriniz Allah için yahut Allah’ın mü‘min kulları için olmazsa, Allah katında ve Allah’ın mü‘min kulları nezdinde hâliniz nice olur? Daha ne zamana kadar bu bozuk yolda ilerlemeye devam edeceksiniz? Daha ne zamana kadar başta Amerika olmak üzere, Sömürgeci Kâfirlerin yanında yer alacaksınız? Daha ne zamana kadar İslâm’ın ve Müslümanların azılı düşmanı ve Filistin işgâlcisi Yahudi varlığını dost ve müttefik edinmeye devam edeceksiniz? Söyleyiniz, Allah aşkına;

أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ  “Sizler haddi aşan bir topluluk oldunuz diye, sizi Zikr ile [Kur’an ile] uyarmaktan vaz mı geçelim?” [ez-Zuhruf 5]

Ey Müslümanlar!

Daha ne zamana kadar, AKP Hükümeti’nin bu cürümlerine ve zulümlerine sessiz kalacaksınız? Bu sessizlik neden? Ekonomi iyi gitsin diye mi, istikrar devam etsin diye mi, yoksa hanımları başörtülü diye mi? Dîninizi ve şerefinizi bir yana bırakıp ekonominizi mi umursuyorsunuz? Zâlimin zulmüne rızâ gösterip istikrar mı arıyorsunuz? İslâm’ı sırf başörtüsünden ibâret mi sanıyorsunuz? Yoksa çaresiz kaldınız da ehven-i şer deyip alternatif olmadığını mı sanıyorsunuz?

Şüphesiz ki İslâm, pırıl pırıl parlamaktadır. İslâmî Ümmet, tüm ihtişâmı ile ayaktadır. Kâfirlerin işgâllerine, istilâlarına, sömürülerine, katliamlarına ve diğer tüm kötülüklerine rağmen, Ümmet-i Muhammed, Rabbi ile azîz, Rasulü ile kerîm ve Dîni ile üstündür. Müslümanları Allah’ın indirdiği hükümler ile yönetecek, İslâm’ı ve Müslümanları koruyacak ve İslâm Dâveti’ni Allah’ın izni ve yardımı ile taşıyacak olan Nübüvvet Minhâcı üzere İkinci Râşidî Hilâfet Devleti; Allah’ın vaadidir, Rasulü‘nün müjdesidir, Ümmet’in emelidir ve hiç kuşkusuz çok yakında kurulacaktır. Kimilerine hayâl veya ütopya gibi gelse de, çevresine baktıklarında hiçbir izini göremeseler de, âkıbet muttakîlerin ve gelecek İslâm’ın olacaktır. Bu, küçük bir azınlığın diline dolanmış sloganlardan ibâret değildir. Bilakis bir asır gibi kısa bir süre öncesine kadar canlıydı ve hayattaydı. Milyonlarca kilometre karelik toprağı ile, yüz milyonlarca kişilik nüfusu ile yeryüzünün en büyük devletlerinden biri idi. Ama yıkıldı. Hilâfet yıkılınca Ümmet, çobansız kalmış koyun sürüsü gibi kurtlar sofrasının ortasına düştü. O kurtlar avlarının etlerini parçalamadan önce sürünün başına tilkileri musallat ettiler. O işbirlikçi tilkiler, o kurtlar avlarını yerken fazla zahmet çekmesinler diye, sürüyü ezmeye, yıldırmaya, uyuşturmaya ve yere sermeye başladılar. Kopardıkları etleri, efendileri olan kurtların ağzına koydular. İşte o tilkiler, başımızdaki yöneticilerdir, o kurtlar da bu tilkilerin işbirliği yapıp dost edindikleri Sömürgeci Kâfirlerdir.

Tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider, Ey Müslümanlar! Siz ise halen onların tilkice hikâyelerini dinlemekte, anlattıkları başarıları başarı, kazancı kazanç, istikrarı istikrar sanmaktasınız. Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır ve Allah, hayâli vaat etmez. Şüphesiz Rasulü‘nün müjdesi haktır ve Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ütopyayı müjdelemez. İşte Hizb-ut Tahrir, bu vaadin ve müjdenin gerçekleşmesi için gece-gündüz içinizde ve beraberinizde çalışmakta, sizleri, Râşidî Hilâfet’i birlikte kurmak için çalışmaya çağırmakta ve sizi azgın bir düşman topluluğuna ve işbirlikçilerine karşı uyarmaktadır:

إِنَّمَا مَثَلِى وَمَثَلُ مَا بَعَثَنِى اللَّهُ بِهِ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَتَى قَوْمًا فَقَالَ: يَا قَوْمِ إِنِّى رَأَيْتُ الْجَيْشَ بِعَيْنَىَّ وَإِنِّى أَنَا النَّذِيرُ الْعُرْيَانُ فَالنَّجَاءَ، فَأَطَاعَهُ طَائِفَةٌ مِنْ قَوْمِهِ فَأَدْلَجُوا فَانْطَلَقُوا عَلَى مَهَلِهِمْ فَنَجَوْا وَكَذَّبَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ فَأَصْبَحُوا مَكَانَهُمْ فَصَبَّحَهُمْ الْجَيْشُ فَأَهْلَكَهُمْ وَاجْتَاحَهُمْ، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ أَطَاعَنِى فَاتَّبَعَ مَا جِئْتُ بِهِ وَمَثَلُ مَنْ عَصَانِى وَكَذَّبَ بِمَا جِئْتُ بِهِ مِنْ الْحَقِّ  “Benim misâlim ile Allah’ın benimle gönderdiklerinin misâli, öyle bir adamın misâli gibidir ki o, bir topluma gelip şöyle der:  “Ey toplum! Muhakkak ki ben gözlerimle (düşman) bir ordu gördüm ve ben mutlaka nezîr-ul uryânım. O halde sakının!” Bunun üzerine toplumundan bir tâife, gece karanlığında kalkıp telaşa düşmeden harekete geçerler (uzaklaşırlar) ve kurtulurlar. Onlardan bir tâife de yalanlar ve mekânlarında oldukları halde sabahlarlar. Böylece o (düşman) sabah onları karşılar ve üzerlerine saldırıp onları helâk eder. Bana itaat edip getirdiklerime uyanlar ile bana isyân edip hak olarak getirdiklerimi yalanlayanların misâli işte budur!” [el-Buhârî ve Muslim rivâyet etti. Lafız, el-Buhârî‘nin Ebî Mûsâ‘dan rivâyetine aittir. Nezîr-ul Uryân; Ansızın gelen düşman saldırısını uzaktan süratle haber vermek için elbiselerini çıkarıp sallayan uyarıcı demektir. Bu hadiste, çok acil bir tehlikeyi haber veren uyarıcı mânâsındadır.]

H. 02 Zulka’de 1428

 

Hizb-ut Tahrir

12.11.2007
 

Türkiye Vilâyeti

 


...:-
  • Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti’nden Ez Zeytune Topraklarındaki Değerli Tunus Halkına Bir Çağrı

  • Pakistan’ı, Afganistan’ı ve Orta Asya’yı Tek Bir İslami Hilafet Devletinde Birleştirerek Çökmekte Olan Sömürgeci Amerikan Raj’ına Son Darbeyi İndirin

  • Hasina Hükümeti, Koronavirüsü İnsanları Ezmek İçin Siyasi Bir Araç Olarak Kullanarak İktidarda Kalmaya Çalışıyor, Bu Yozlaşmış Hükümeti Ortadan Kaldırmak ve Bir Raşidi Hilafet Hükümeti Kurmak İçin Hizb-ut Tahrir Liderliği Altında Birleşilmelidir

  • Nusret, Medine-i Münevvere’deki Daru’l İslam’a Hicretin Güvencesiydi

  • İĞRENÇ KAPİTALİST EKONOMİ, DÜNYADAKİ EKONOMİK SIKINTILARIN KÖKENİDİR

  •