Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in Hayatını Dikkatlice İncelemek, İslam’ın Tatbik Edilmesi Anlamına Gelir

Allahu [Subhânehu ve Te’âla], Kur’an-il Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” [el-Enbiya 107]

Dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in hayatını dikkatli bir şekilde incelediklerinde, onun şerefli doğumunun, kerim ahlakının, asil sıfatlarının ve Allah’a şükreden bir kul olarak fedakarlığı, zühtü, sadeliği ve takvayı temsil eden hayatının bir rahmet ve hidayet olduğunu göreceklerdir. Bunun yanı sıra aynı şekilde Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘nın bu dünyada ona bahşettiği mertebeyi -ki o, Allah’ın yarattıkların en hayırlısı ve peygamberlerin efendisidir- ve insanların alemlerin Rabbinin huzuruna geldikleri kıyamet gününde şefaatçi olacağını göreceklerdir.

Şayet bizler, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in hayatını incelerken sadece ibadetlerdeki rahmetiyle sınırlı kalırsak ona karşı insaflı davranmış olur muyuz? Şüphesiz Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın hayatı, insanlığa bir resul olarak gönderilmesinin temeli olan risaletini ve nübüvvetini de kapsamaktadır.

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı ve Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” [el-Ahzab 45 46]

Dolayısıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem]‘in risaleti, hayattaki varlığımızın nedenini ve gayesini, bu hayattan sonra ne olacağını ve toplumdaki kanunların, değerlerin ve sistemlerin kaynağını beyan eden tüm fikirleri temsil eden ayrıcalıklı bir yaşam biçimini belirlemede bir rahmet olmaktadır. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], yöneticilerin yönetilenlere zulmettikleri, fesadın ve aldatmanın yaygınlaştığı, kadınlara sırf bir eşya gibi muamele edildiği, yetimlerin mallarının haksız yere yenildiği ve insanın değerinin rengine ve toplumdaki konumuna göre belirlendiği cahiliyet içerisinde boğulan bir toplumda doğmuştur. Dolayısıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], insanlığın bu uygulamalarına karşı güçlü bir çatışma içerisine girmiş ve cahiliyye karanlığının kökünden sökülüp atılması ve Allahu [Subhânehu ve Te’âla] katından vahyin getirdiği kanunlara, değerlere ve sistemlere dayalı bir toplumun kurulması yolunda onlara liderlik etmiştir.

الر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنْ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları zulumattan nura, yani Azîz ve Hamid olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” [İbrâhim 1]

Ribî İbn-u Âmir, Ömer İbn-u el-Hattab [Radıyallahu Anh] döneminde Fars komutanı Rüstem’e elçi olarak gitmiş ve Arap Yarımadasından çıkarılmalarının nedeni hakkında ona şöyle cevap vermiştir: “Allah, insanları kula kulluktan alemlerin Rabbine kulluğa, dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın sıkıntısından dünya ve ahiretin genişliğine çıkaralım diye bize bir peygamber göndermiştir.”

Bilindiği üzere fıtraten insanlar, şayet Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘ya ibadet edip medebbir olan yaratıcıya boyun bükmezler ise mesele, onların Allah’ın yarattıklarından başka bir şeye boyun eğmeleriyle son bulacaktır. Zira geçmiş nesiller boyunca insanlar, kabile liderleri, imparatorlar ve krallar gibi başka adamlara boyun eğmişlerdir.

Bugün de hiçbir değişmiş değildir! Zira işte insanlar, diktatörler ve demokratlar şeklindeki diğer insanların koymuş oldukları kanunlara ve hükümlere boyun eğmektedirler. Nitekim bugün de halkları, kapitalizmin başkâhinleriyle ve acısını çektiğimiz bankacılar ve büyük ticarî şirketlerle gizli anlaşmalar yapan politikacılar yönetmektedirler. Dolayısıyla bunun sonucunda, insanların sadece maddî arzularının karanlığında boğulan bir yaşam biçiminin egemen olduğu, kadınların sözde “özgürlük” adına cinsen bir nesne gibi kullanıldığı, dünyadaki yaklaşık üç milyar insanın günlük iki dolardan daha düşük ücretle aşırı yoksulluk içerisinde yaşadığı, ırkçılık şerrinin hala yaygın olduğu ve Müslümanların ve gayrimüslimlerin hala günlük olarak bombalama ve ölüm korkusu içerisinde yaşadıkları bir dünya meydana gelmiştir.

Nitekim Nebi [Alahhissalatu ve’s Selam], Kur’an’a ve sünnete sımsıkı sarılmış ve sadece Allah’a kulluk etmiştir. Dolayısıyla Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘da ona, Medine-i Münevvera’da ve tüm Arap Yarımadası‘nda İslam otoritesini kurması için yardım etmiştir. Ondan sonraki Raşid Halifelerin olduğu Halifeleri de bunun gibi yapmışlardır. Zira hayat vakıasında Kur’an ve sünneti tatbik etmişler ve Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘da İslam nurunun Doğu’da Pers ülkesinden Batı‘da Mısır’a kadar yayılması için onlara yardım etmiştir.

İslam’ın nuru dünyaya yayılmış olup bugün Fas, Güney Asya’ya kadar tek bir ümmetin halkları olarak adlandırılmaktadır. Zira Allah Azze ve Celle milyonlarca insanı, savaş, çatışma ve yoksulluk hayatı ile despotik yönetimden güvenliğe, adalete ve eğitimin ve bilimin filizlendiği ve sağlık ve teknolojinin gözetildiği altın bir çağ olan İslam’ın rahmetine çıkarmıştır.

Bugün dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar, ümmet olarak risaletini uygulamadığımız ve asil misyonunu devam ettirmediğimiz bir sırada Resululllah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in hayatını, doğum yıldönümlerinde yaşatırlarken ülkelerimize de aynı cahiliyye ya da 1400 yıl önce Mekke’de var olanın bir benzeri egemen olmuştur. Bundan daha kötüsü ise tüm İslam ülkeleri bugün, sömürgeci güçlerin siyasî ve ekonomik isteklerine boyun bükmektedirler. Dolayısıyla bu, Arap Yarımadası‘nın cahiliyye döneminde bile tanık olmadığı bir durumdur. Yine bugün ümmet, -birçok zayıf ulusal devletçiklere parçalanmış- Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in yönetim, ekonomi, kanunlar, sistem, toplumda kadın-erkek arasındaki ilişkiler ve uluslar arası ilişkiler hususundaki sünnetine meydan okuyan despot fasit yöneticilerin karanlıkları altında yaşamaktadır. Bu yüzden beşerî laikliğin kanunları ve hükümleri, Hilafet Devleti ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem]‘in sünnetinde geçen yönetim ile yer değiştirmelidir.

Dünyanın dört bir tarafında sayıları giderek artan Müslümanlar, devletin tatbik ettiği ve ardından da İslam risaletini tüm insanlığa bir rahmet olarak taşıdığı bir yaşam metodu olan İslam’ı anlamak için mücadele vermektedirler. Zira bu risalet ve Nebi [Aleyhi’s Salatu ve’s Selam]’ın misyonu, Batı‘da saldırıya ve alaya maruz kalmaktadır. Bu da Batı‘daki, dahası tüm dünyadaki insanların, İslam’ın hakikatini görmelerini engellemek içindir. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Mekke el-Mükerreme’deki davetine başladığında Kurayş de aynı maksatlı propaganda üsluplarını kullanmıştır. Zira bugün şahit olduğumuz gibi onun kerim şahsına ve misyonuna iftira atmışlardır. Ancak bu, Alayhi’s Salatu ve’s Selam’ın bu dini ikame etmeye dönük misyonunu yerine getirmesini engelleyememiş, bilakis Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘ya dayanarak misyonundaki seyrini yavaşlatması ya da bu dinin hakikati hakkında konuşmaktan vazgeçmesi için karşı karşıya kaldığı zorluklara aldırış etmeksizin çalışmasına sabırla devam etmiştir.

Yine bugün Batı‘da, insanların Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in insanlığa bir rahmet olarak getirmiş olduğu İslam’ın gerçek risaletini görmelerini engellemek için Resul [Aleyhi’s Salatu ve’s Selam]’ın şahsı ve misyonuyla alay edilmektedir. Zira İslam’ı, ortaçağ gericisi, kadınlara zulmeden, barbarlık ve şiddet yanlısı olarak nitelendirmektedirler. Bu ise insanlığın, beşerî demokratik laik rejimlerin dünyayı nasıl da üçüncü dünya ülkelerindeki fakirlik kaosuna ve servet kaynakları için savaşmaya sürüklediğini, Batılı hükümetlerin kendi çıkarları için diktatörleri övdüklerini ve şimdi de fasit kapitalist rejimin çöküşünü engellemek için tüm kitlelerin omuzlarına yüklenen kemer sıkma önlemleri aldıklarını gördüğü bir sırada meydana gelmektedir.

Bu çatışma, İslam ile laik ve Allahuteala’nın vahiyle indirdiği sistem ile insanların kendi arzularıyla koyduğu ve şuan iflas etmiş olan sistem arasında meydana gelen bir çatışmadır.

Bizler, [Aleyhi’s Salatu ve’s Selam]’ın hayatını andığımız bir sırada nefislerimizde aynı coşkuyu alevlendirmeyi ve onu Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem] ile ashab-ı kiramı [Radıyallahu Anhum]‘da var olanlarla dizayn etmeyi bırakıyoruz. Yine bu azim daveti Batı‘daki insanlara taşımayı, İslam’ı insanlık için bir alternatif ve Hilafet Devleti’ni de bugün dünyadaki beşerî rejimlerin uyguladıkları vahşî eylemlere meydan okuyan bir devlet olarak sunmayı bırakıyoruz.

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ “Andolsun size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. (Ey Muhammed!) Şayet yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O’na güvenip O’na dayanırım. O yüce arşın sahibidir.” [Tevbe 128 129]

H. 17 Rabi-ul Evvel 1434

 

Hizb-ut Tahrir

28.01.2013
 

Britanya

 


...:-
  • Faizden Beslenen Çıkarcı Kapitalistler Lehine Kanımızı Emen Bu Yozlaşmış Sistemi Ortadan Kaldırın

  • Filistin Yönetimi, CEDAW’a Yaranmak, İslam Düşmanlarına Dalkavukluk Yapmak İçin Aileyi Kurban Ediyor

  • Lübnan Partileri ve Mezhepçilik Fitnesi, Siyasi Sınıfın Bekasına Hizmet Eder!

  • CAMİLERİN YENİDEN AÇILMASI TALEBİ

  • Ey Müslüman Lübnan Halkı, Özellikle Şeyhler, İlim Adamları, Cami İmamları ve Vaizler! İnsan Kardeşliği Belgesini, Sonuçlarını ve Üzerine İnşa Edilenleri Çöpe Atın

  •