Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

Siyasi Tahliller
Konu
İndir

Soru:

Benim sorum, Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesinin yankıları hakkında olacaktır: Bu, Suriye hava sahasında hava kuvvetlerinin operasyonlarının artmasına yol açar mı? Operasyonlar Türk hava sahasına kadar uzanır mı? Teşekkür ederim.

H. 13 Safer 1437

25.11.2015

Soru:

Suriye hava sahası, özellikle acımasız Rus hava saldırılarından sonra, Rusya, Suriye, Amerikan ve diğer ülkelerin uçaklarının askeri sahası haline gelmiştir. Buna ek olarak karada da askeri çatışmalar devam etmektedir… Diğer yandan Viyana 1-2-3 gibi siyasi görüşmeler yönünde de atmosfer artmıştır…

Benim sorum şudur: Farklı ülkelerden olan bu uçaklar arasında niçin çarpışma olmuyor? Sonra askeri hareketlilik ile eş zamanlı olarak neden siyasi hareketlilik de arttı? Son olarak Suriye sorununa ilişkin muhtemel çözüm nedir? 14 Kasım 2015’deki Viyana 3 görüşmelerinden bir kaç saat önce 13 Kasım 2015 Cuma günü gerçekleşen Paris saldırılarının Suriye sorununa ilişkin muhtemel çözüm üzerinde herhangi bir etkisi var mıdır? Ya da bu saldırıların Suriye ile hiçbir ilgisi yoktur ve senkronizasyon sadece bir tesadüf müdür? Ben bu sorunun, siyasi analiz içinde boğulmadan cevaplandırılmasını rica ediyorum. Daha doğrusu, ben de dâhil diğer insanların anlayabileceği şekilde kolay ve basit olarak yanıtlanmasını istiyorum. Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı kat be kat artırsın.

H. 06 Safer 1436

18.11.2015

Soru:

Es-Selamu Aleykum,

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, evla olanın aksine hareket etmesi, içtihat mıdır? Yoksa başka bir şey midir? Açıklamanızı rica ediyorum. Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi korusun, adımlarınızı sağlam kılsın ve sizi katından bir zaferle desteklesin.

H. 26 Zilhicce 1436

10.10.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

Karıştırdığım bir mesele hakkında açıklama istiyorum… Hayızlı bir kadının internet ve akıllı telefonlardan Kur’an okuması caiz midir?

Cevaplayacağınızı umuyorum…

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

H.17 Zilhicce 1436

01.10.2015

Soru:

Benim sorum Kuzey Afrika hakkında olacaktır. Çok yönlü bir soru olacağı için şimdiden özür dilerim. Ama gördüğüm kadarıyla hepsi birbiriyle ilintili sorulardır:

1- Ben, Kuzey Afrika, özellikle Libya konusunu nedense hep karıştırıyorum. Leon, Fas’ın Suheyrat kentinde bir araya gelen müzakere tarafları arasında varılacak çözüm için nihai tarih olarak 20 Eylül 2015’i belirledi. Ama bundan bir gün önce Hafter, 19 Eylül 2015’de sanki çözüme engel olmak -ki bilfiil de öyle oldu- ve şantaj yapmak amacıyla Bingazi’ye bir askeri operasyon düzenledi. BM Libya Özel Temsilcisi Leon, bu operasyonu şiddetle eleştirdi. Ardından Leon, çözüm için 20 Ekim 2015’i nihai tarih olarak verdi. Hafter ve Tobruk hükümetinin Amerika tarafından desteklendiği, müzakereci tarafın da Tobruk hükümeti olduğu biliniyor. Dolayısıyla Hafter, müzakereye engel oluyor. Bu çelişki nasıl açıklanabilir?

2- 07 Eylül 2015’de İspanya Senatosu, ülkenin güneyinde Amerikan askeri üssünün [AFRICOM] kurulmasına yeşil ışık yaktı. Amerika, Kuzey Afrika’da askeri üs kurmaya çalışmış, fakat kabul görmemişti. İspanya Senatosu’nda yapılan yeni değişiklik ile bu yeni gücün temel misyonu, “Afrika kıtasında çıkacak çeşitli krizlere, kara, hava ve denizden müdahale etmek.” olarak tanımlandı. Bu, Amerika’nın Kuzey Afrika’da sömürgecilik köklerine olan Avrupa ile özellikle İngiltere ve Fransa ile çatışacağı anlamına mı geliyor? Bunda ne kadar başarılı olabilir?

3- Öncesinde Amerikalılar, Kuzey Afrika, özellikle Tunus’a yoğun ziyaretlerde bulundular. Bu yoğun Kuzey Afrika ziyaretleri, yukarıda ikinci soruda belirttiğim Amerika’nın Avrupa ile çatışma gerçeğini teyit eder mi? Kuzey Afrika’daki “Fas, Cezayir, Tunus ve Libya” bu çatışmayı, ana hatlarla da olsa, açıklamak mümkün mü? Sorular, özellikle mevcut koşullar için geçerlidir? Teşekkür ediyorum. Soru biraz uzun olduğu için tekrar özür dilerim.

H. 08 Zilhicce 1436

23.09.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Ben, kamusal alanda kadının, ayaklarını açıp açamayacağı hakkında bir soru sormak istiyorum. Ayakların gözükmesinin haram olduğunu biliyoruz. Ancak bunun haramlığı, kadının diğer avret yerlerinin gözükmesinin haramlığı gibi midir? Özel hayatın sınırları nelerdir? Sadece evin içi mi özel hayattan sayılır, yoksa evin civarı da özel hayat kapsamına girer mi? Cilbab ayetinde geçen aşağı doğru salıvermek ifadesi, cilbabın ayaklara kadar ulaşmasını kapsar mı? Ayakların gözükmemesi ile ilgili daha detaylı bilgi var mı? Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı artırsın.

H.30 Zilka’de 1436

14.09.2015

Soru:

27 Ağustos 2015 tarihinde, Amerika Dışişleri Bakanı‘nın Orta Asya İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Özbekistan’ı ziyaret etti. Tam bir ay önce 27 Temmuz 2015’de ABD Silahlı Kuvvetler Merkez Komutanlığı Komutanı ziyaret etmişti. Birkaç ay önce de 12 Haziran 2015’de BM Genel Sekreteri ziyaret etmişti. Art arda gelen bu ziyaretler, ABD-Özbekistan ilişkilerinin güçlü olduğuna dair güvenilir bir kanıt mıdır? Yahut zayıflık belirtisi ve güven eksikliğinin bir göstergesi midir? Ya da Amerika, Rusya bu zafiyeti istismar ederek Özbekistan’a sızar korkusuyla bu ilişkileri güçlendirmek için mi bu ziyaretleri yoğunlaştırıyor? Bu sorunun bir yönü. Diğer yönü ise tiran Kerimov’un kızının Rusya ile bir bağlantısı var mıdır? Söylentilere bakılırsa babasının halefi olacaktı. Ancak zalim Kerimov’un iktidarı yeniden uzatıldığı için kızı da ev hapsine alındı. Bu, onun Rusya ile bir bağlantısının olduğu, bu ilişki deşifre olunca da ya da başka nedenlerden ötürü ev hapsinde tutulduğu anlamına mı geliyor? Böyle soru içinde sorudan dolayı özür dilerim. Belki Ortadoğu’daki olaylar çok daha sıcak, ancak soru, bölgemize nazaran önemli ve etkili olduğu için cevaplandırılmasını rica ediyorum. Allah mükâfatınızı artırsın.

H.22 Zilka’de 1436

06.09.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Bir kaç sorum olacak. Bu soruları Değerli Âlim’e -Allah korusun- sormak istiyorum. Sorular, İslam Şahsiyeti Kitabı‘nın üçüncü cüzü ile ilgilidir.

Birinci soru: “Vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir” kaidesi hakkındadır. İslam Şahsiyeti Kitabında şöyle geçmektedir: “Vacipliği bir şeyde şart kılınmış olana gelince; bu şartı yerine getirmenin vacip olmadığı konusunda ihtilaf yoktur. Vacip olan, vacipliğini delilin getirdiği şeydir. Örneğin belli bir namazın vacipliği gibi. Çünkü namaz, abdestin varlığına bağlıdır…” Bu cümle, anlaşılır bir cümledir. Ama örnek, biraz karışık geldi. Çünkü abdest, namazın farz olmasının bir şartı değildir. Sadece edasının bir şartıdır. Buna bazı usul kitaplarında, hacca güç yetirmek ve zekât nisabının üzerinden bir yıl geçmesi misallerinin bir örnek olarak verildiğini görüyoruz. Ben, bu örneklerin daha anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum. Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı artırsın.

İkinci soru: Meşhur hadis hakkındadır. Zira Şahsiye Kitabının ikinci baskısında meşhur hadis şöyle tanımlandı: “Sahabe döneminde tevatür derecesine ulaşmayan, ama daha sonra tabiin ve tebeut tabiin döneminde tevatür derecesine ulaşmış hadistir.” Sonra üçüncü baskıda bu ifade şöyle olarak düzeltildi: “Bütün tabakalarda râvileri üçten fazla olan, ama tevatür sınırına ulaşmayan haberdir.” Bana göre, bu tanımdan sonra yapılan açıklamalar hâlâ karışıktır. Ayrıca meşhur hadis için verilen örnek, daha çok ikinci baskının tanıma ile örtüşüyor. Yapılan açıklama ve verilen örnek, yeni tanımdan ziyade daha çok eski tanıma uygun düşüyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı artırsın ve sizi korusun.

H.19 Zilka’de 1436

03.09.2015

Soru:

Yunanistan mali krizi Avrupa’daki yerel sahada ve dünya sahasında büyük bir yer işgal etti. Bununla birlikte geniş tartışmalar, tahliller, sorular ve beklentiler başladı. Daha sonra ise Yunanistan Avrupa’nın kurtarma planına muvafakatini ilan etti.

Şimdi biz soruyoruz: Bu krizin vakıası nedir ve nasıl ortaya çıktı? Bu krizde etkili devletlerin rolü nedir? Son olarak bu plan Yunanistan krizini çözecek mi? Sorunun uzun olması nedeniyle özür dilerim. Allah mükâfatınızı versin.

H. 08 Şevval 1436

24.07.2015

Soru:


Güvenlik Konseyi, 2 Nisan 2015 günü İsviçre’nin Lozan şehrinde imzalanan Çerçeve Anlaşması‘na göre 30 Haziran 2015 tarihinde imzalanması gerektiği halde iki kez ertelendikten sonra, 14 Temmuz 2015 günü İran ile 5+1 Grubu arasında Avusturya’nın Viyana şehrinde imzalanan nükleer anlaşmayı 20 Temmuz 2015 günü onayladı. O halde bu anlaşmanın içeriği nedir? Bölgenin durumu üzerindeki sonuçları ve yansımaları nelerdir? Bu anlaşma kimin çıkarınadır? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

H. 06 Şevval 1436

22.07.2015

Soru:

09 Temmuz 2015 Perşembe günü, Cumhurbaşkanlığı Sarayı‘nda akrediteye sahip yabancı büyükelçilere verilen iftar yemeğinin ardından konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı, biz bölgedeki demografik yapının değişmesine göz yummayacağız diye konuştu. [haber7.com] Site, daha önce Anadolu Ajansı‘nın 26 Haziran 2015 tarihinde aktardığı Erdoğan’ın açıklamasına atıfta bulundu. Erdoğan yaptığı konuşmada, “Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun buna engel olacağız. Türkiye’nin güney bölgesinde yeni bir “Sykes-Picot” düzeninin adım adım inşa edilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Suriye ve Irak’ta yaşanan olaylar, sadece bu olayların ve içinde cereyan ettiği bu ülkelerin kendi iç dinamikleriyle değerlendirilemez. Burada hem ülkemizin hem tüm bölgenin geleceğini şekillendirecek mühendisliklerin uygulamaya çalışıldığını görüyoruz.” ifadelerini kullanmıştı. Ardından Türkiye’nin, savunma potansiyelini güçlendirmek için bir takım girişimlerde bulunduğu basına yansımıştı.

Soru şudur: Gerçekten neler oluyor? Gerçekten Türk askeri, Kuzey Suriye’ye bir askeri müdahalede bulunacak mı? Yoksa amaç farklı mı? Askeri müdahale konusunda Amerika’nın gerçek tavrı nedir?

H.26 Ramazan 1436

13.07.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Celil Âlim Şeyh Ata ibn Halil Ebu Raşta Allah sizi korusun.

Umarım, şu sorulara cevap verecek kadar vaktiniz bol, gönlünüz geniş olur.

“Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanı, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in takiyye yaptığını söyledi. Takiyyenin, Kuran ve hadisi şerifte geçtiğini iddia etti. Takiyyenin Şii mezhebinden olduğuna dair yanlış bir kanaatin olduğunu belirtti. Bakan,

إلا من أُكره وقلبه مطمئن بالإيمان “Kalbi iman ile dolu olduğu halde zorlanan müstesna.” [Nahl 106] ayeti ve

إن في معاريض الكلام لمندوحة عن الكذب “Tevriyeli, kinayeli ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır.” hadisini delil gösterdi. Ayrıca Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e “Kimlerdensin” diye soran bir Bedevi’ye, “Sudan” cevabını vererek Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in takiyye yaptığını, bununla dayanıksız suyu kastettiğini ifade etti. Bakan, hâkimlere “Bu takiyye değil mi?” diye sordu. Bakan, Şiilerin Müslüman olduğunu, La İlahe İllallah Muhammedün Rasûlullah dedikleri sürece de tekfir edilemeyeceklerini ifade etti.

Devamla bakan, “Şeri takiyye ile Şiilerin takiyyesi arasında fark var. Şiiler, takiyyeyi dinin temellerinden ve akidenin gereklerinden sayarlar. Hatta takiyye yapmayanın dini ve imanı yoktur derler. Oysa şeri takiyye, dinin temellerinden değil feri meselelerdendir. Müslümanın, takiyye yapmaması ve takiyyeyi benimsememesinin hiçbir sakıncası yoktur.” diye konuştu.

Şimdi soru şudur:

Bakanın takiyye konusuna ayet ve hadisle delil getirmesi ne kadar doğrudur?

Şeri takiyye ile Şiilerin takiyyesi arasında bir farkın olduğu iddiası doğru mudur?

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً “Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız Allah’adır.” [Ali İmran 28] İbn Cerir dedi ki:

“Bu ayette Allah Subhânehu ve Teâlâ‘nın sözünü ettiği takiyye, Müslümanlar karşısında değil, kâfirler karşısındaki takiyyedir.” Said ibn Cubeyr de dedi ki: “İslam’da takiyye diye bir şey yoktur. Takiyye, sadece harp ehline mahsustur.”

Ayeti kerimeden amaç takiyye midir?

Kuranın tahrif edildiğini söyleyen, Raşidi Halifelere lanet okuyan ve Ali’yi ilahlaştıran Şiilerin Müslüman olduklarını söyleyebilir miyiz? Size sonsuz teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

H.29 Şa’bân 1434

08.07.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Allah Subhânehu ve Teâlâ size sağlık ve sıhhat versin…

Benim iki sorum olacak.

Birinci soru: Bilindiği üzere efendimiz Ömer ibn el-Hattab RadiyAllahu Anh Irak arazilerini elinde tutarak savaşçılara dağıtmadı.

Soru şudur: Efendimiz Ömer ibn el- Hattab RadiyAllahu Anh’ın bu görüşü bir içtihat mı? Bir kişi bu görüşe muhalefet ederek başka bir şeri görüşü alabilir mi? Yoksa bu, Sahabenin icması mı? Dolayısıyla muhalefet etmek caiz olmaz mı?

İkinci soru: İslam Devletinde araziler öşür ya da haraca tabidir. Hilafet Devletinde Maliye kitabında da geçtiği gibi haraç, Müslümanlar için bir haktır. Savaş veya sulh yoluyla kâfirlerden ganimet olarak alınan araziye konur. Haraç, ya savaş ya da sulh yoluyla alınan arazilerden alınır. Öşür ise Müslüman bir kişinin arazisinin mahsulü için farz olan bir haktır ve zekât mallarından sayılır. Şeriat tarafından belirlenen mahsullerden alınır.

Soru şudur: Örneğin Endonezya gibi halkı kendiliğinden Müslüman olan arazi sahibi Müslüman ise devlet öşür alır. Arazi sahibi kâfirse yine alır. Ama devletin kâfirden aldığı bu mala ne denir? Bu, öşür kapsamına girmediği gibi haracın tanımına da uygun düşmez. Size zahmet vermişsem özür diliyorum. Teşekkürler.

H. 08 Receb 1436

27.04.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh Aziz Kardeşim.

İki şeyi birbirine karıştırdım, lütfen açıklamanızı rica ediyorum. Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi hayırla mükâfatlandırsın ve yardımcınız olsun.

Birincisi: Banknotların zekâtı ile ilgilidir. Maliye Kitabında madeni paralar, gümüş veya altına dayalı olduğu için altın ya da gümüş gibi oldukları belirtildi. Bu, net ve açıktır. Yine parasal illetlik yönünden ortak oldukları için kâğıt paralarda da zekât farzdır. Pazardaki alım gücüne göre paraların değeri altın veya gümüşle ölçülür ve nisap miktarına ulaştıktan sonra da üzerinden bir yıl geçmişse zekâtı hesaplanır. Ayrıca bu da net ve açıktır. Banknotlara gelince, devlet veya devlet tarafından yetkili kesimin belirlediği nominal değerden daha az belirli bir oranda altın veya gümüş karşılığı olan kağıt belgelerdir. Örneğin varsayalım ki devlet, altın dinar karşılığında Ürdün Dinar’ı bastı. Ama karşılığı % 50 olarak, yani yarım altın dinar olarak belirlendi. Buna göre Ürdün Dinarı, iki kısımdan müteşekkil oluyor. Birinci kısmı madeni para, ikinci kısmı da kâğıt para olarak kabul edilir.

Maliye kitabında ise bu tür paraların zekâtı hakkında bahsedilirken, sadece madeni para kısmından söz edildi. Kâğıt para kısmından bahsedilmedi. Oysa onun da bir alım gücü vardır ve parasal nitelik taşımaktadır. Ama Maliye kitabında böyle kabul edilmedi. Bunun açıklanmasını rica ediyorum

İkincisi: Arazi ve mülkiyet [bireysel, kamusal ve devlet mülkiyeti] hakkındadır. İslam Devletine ait araziler ile ilgili olarak iki husustan söz edildi. Birincisi: Dördüncü bir mülkiyet türü yoktur. İkincisi: Tüm bu araziler, bu üç mülkiyetten birine aittir. Maliye kitabında şöyle denildi: “1- Devlete ait mülklerin türleri, sahralar, dağlar, deniz kıyıları ve devletin şeri yolla sahip olduğu fertler tarafından mülk edinilmemiş işlenmemiş topraklar.”

Bu husus açıklanırken, devletin şeri yolla sahip olduğu ve eğer devlet sahip olmuşsa… sözcüğü birkaç kez geçti. Bu, ben de bir karışıklık meydana getirdi. Burada birey ve kamuya ait arazilerden bahsedilmediği gibi devlete ait arazilerden de bahsedilmiyor. Aksine “Devletin şeri yolla sahip olduğu araziler” ifadesi kullanılıyor. Bu, bende sanki devlet içinde hiç kimseye ait olmayan araziler olduğu anlayışını oluşturdu. Bunun açıklanmasını rica ediyorum Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı kat be kat artırsın.

Kardeşiniz Ebu Usame, Kudüs.

H. 30 Cumâde’s Sânî 1436

19.04.2015

Soru:

Libya’da olup bitenler gerçekten dikkat çekicidir. Bir yandan gözle görülür şekilde askeri operasyonlar artarken, diğer yandan Fransa, Cezayir, Fas ve Libya görüşmeler yürütüyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Birbirine zıt gibi görünen askeri operasyon ile görüşmeler, Amerika ile Avrupa’nın Libya’daki çatışmasının bir sonucu diyebilir miyiz? Örneğin Güvenlik Konseyi kararı ile bir askeri müdahale olabilir mi? Yoksa bu çok uzak ihtimal mi? Bir çözüm bulmak için taraflar arasında görüşmeler devam edecek mi? Görüşmeler, çatışan tarafları tatmin edecek bir çözüme götürebilir mi? Allah Subhânehu ve Teâlâ mükâfatınızı artırsın.

H. 22 Cumâde’s Sânî 1436

11.04.2015

Soru:

30 Haziran 2015’de kalıcı anlaşma imzalamak üzere İsviçre’nin Lozan kentinde 2 Nisan 2015 akşamı P5+1 ülkeleri ile İran arasında İran’ın nükleer programı hakkında bir çerçeve anlaşması imzalandı. Taraflar arasında ortak bir bildiri yayınlanması dikkat çekicidir. Hatta Amerikan Başkan Obama, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada bu anlaşmayı “tarihi” olarak niteledi. Bu anlaşmanın perde gerisinde ne var? Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi korusun.

H. 16 Cumâde’s Sânî 1436

05.04.2015

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Arap müşriklerinden olan Yemen kâfirlerini dinleri üzerinde kalma konusunda istisna etmiştir. Bu konuyu açıklamanızı rica ediyorum. Arap müşrikleri hakkında yapılan bu istisnayı İslam Devleti kitabının 218. sayfasında geçen şu umum için bir kayıt olarak kabul edebilir miyiz: “Bütün bunlar itikat ve ibadetleriyle baş başa bırakılırlar…”

Bunlar, Ehli Kitap ve müşrikler değil mi? Ayrıca Anayasa Tasarısı kitabının 7. Maddesinin [B] bendinde geçenler için de kayıt olmazlar mı? Ya da bu istisna, sadece o nesle mi aittir? Ayrıca İslam Devletinin 218. sayfasında geçenler ile ilgili olarak başka bir sorum daha olacak: “Devlet mahkemelerinde bu gibi anlaşmazlıklarına bakacak kendilerinden bir kadıyı devlet tayin eder.” Yanı sıra aynı kitabın 220. sayfasının [D] bendinde şöyle geçmektedir: “...Onlardan olan hâkimlerin idaresinde özel mahkemelerde değil, devlete ait mahkemelerde dinlerine göre yapılır.”

Lütfen bu yargıçların işinin doğasını ve durumlarını açıklar mısınız? Size sormadan önce bunların cevabını Mukaddimetu’s Düstur kitabında araştırdığımı, ama bulamadığımı da bilmenizi isterim. [Yani devlet mahkemesinde iki hükmün olması yani İslam’a ve başka dine göre hüküm vermek]

Saygılarımla

Kardeşin Ebu Bilal

H. 16 Cumâde’s Sânî 1436

05.04.2015

Soru:

Amerika ile Türkiye’nin sözde ılımlı unsurları eğit-donat için bir anlaşma imzaladıkları belirtildi. Bu, Amerika’nın Beşşar’ın alternatifini bulmak üzere olduğu anlamına mı geliyor? Amerika, hava desteği yanı sıra sahada da destekleyebileceği uygun güç mü hazırlıyor? Yoksa bu, Amerika alternatif bulana kadar eğit-donat ile bir-iki yıl zaman kazanmak mı? Başka bir deyişle bu, alternatifin yakın olduğu ve ılımlı muhalefetin de destek için hazırlandığı anlamına mı geliyor? Ya da ufukta alternatif görülmüyor, dolayısıyla alternatif hazır olana kadar eğit-donat ile zaman mı kazanmak istiyorlar. Allah mükâfatınızı artırsın.

H.22 Cumâde’l Ûlâ 1436

13.03.2015

Soru:

Benim sorum üç bölümden oluşmaktadır. Bunun için sizden özür diliyorum.

Birincisi: Obama ile Modi arasındaki son görüşme medyanın yoğun ilgisi ile karşılaştı. Ama bu görüşmeden elle tutulur somut bir karar çıkmadı. Öyle görünüyor ki Amerika Birleşik Devletleri ile Hindistan BJP arasında hâlâ bir sorun var. Taraflar arasındaki tartışmalı sorunlara değinebilir misiniz?

İkincisi: Hindistan’daki Baharatiya Janata Partisi ile Pakistan’daki Navaz Şerif’in partisinin ABD yanlısı oldukları göz önüne alındığında ve Keşmir sorununun da Hindistan’ın enerjisini tükettiğine göre neden Hindistan, hâlâ Keşmir sorununun çözümünü sürüncemeye bırakıyor?

Üçüncüsü: Çin ile Taliban arabuluculuk görüşmeleri için bir araya geliyorlar. Amerika Birleşik Devletleri buna izin verdi mi? Yoksa bu Amerika’dan habersiz mi oluyor? Çin’in bu arabuluculuktan amacı nedir? Allah mükâfatınızı artırsın.

H.19 Cumâde’l Ûlâ 1436

10.03.2015

Soru:
Netanyahu, 03 Mart 2015 tarihinde Amerikan Kongresi’nde yaptığı konuşmada İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak Amerika ile İran arasında yürütülen görüşmeleri reddeden tutumunu doğruladı. Bunu, protokole aykırı bir şekilde yapılan Amerika ziyareti sırasında dile getirdi. Obama ve Kongre’deki Demokrat Parti’yi teğet geçerek gerçekleşen bu ziyareti bazı gözlemciler, Obama’yı aşağılama olarak nitelediler. Bu, Yahudi devleti ile ABD ilişkilerinin kopma noktasına ya da düşmanlık safhasına girdiği anlamına mı geliyor? Bu olayların Yahudi devleti ve Amerika’daki seçimler ile bir bağlantısı var mı? Sonra her iki ülkede yapılacak seçimlerden nasıl bir sonuç bekleniyor? Allah mükâfatınızı artırsın.

H.17 Cumâde’l Ûlâ 1436

08.03.2015

Page 1 of 14 pages  1 2 3 >  Last »