Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in Doğumu, Nusretin Müjdesi ve Ümmetin İktidarıdır

İmam Ahmed, el-İrbad İbn-u Sariye es-Sulemiyyi’nin şöyle dediğini tahric etmiştir: Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in şöyle buyurduğunu işittim:

إِنِّي عِنْدَ اللَّهِ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَخَاتَمُ النَّبِيِّينَ... وَسَأُنَبِّئُكُمْ بِتَأْوِيلِ ذَلِكَ، دَعْوَةِ أَبِي إِبْرَاهِيمَ وَبِشَارَةِ عِيسَى قَوْمَهُ، وَرُؤْيَا أُمِّي الَّتِي رَأَتْ أَنَّهُ خَرَجَ مِنْهَا نُورٌ أَضَاءَتْ لَهُ قُصُورُ الشَّامِ “Allah’ın kulu olan ben, Ummi’l Kitap’ta [levh-i mahfuzda] peygamberlerin sonuncusuyum… Bunun tevilini size haber vereceğim: Ben, atam İbrahim’in duası, İsa’nın kavmine müjdesi ve kendisinden bir nur çıkarak Şam’ın saraylarını aydınlattığını gören annemin de rüyasıyım…”

Dolayısıyla Nebimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Allahuteala’nın şu kavlinde geçtiği üzere atamız İbrahim’in duasıdır:

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ “Rabbimiz! Onlara, kendi içlerinden bir peygamber gönder.” [Bakara 129]

Aynı şekilde o, Efendimiz İsa [Aleyhi’s Selam]’ın bir müjdesidir. Zira o şöyle demişti:

وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَد “Benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak (geldim).” [Saf 6]

Annesinin rahminden parlayan bir ışık olması açısından olana gelince; zira o, kendisine hamile olup tam doğurmak üzereyken gördüğü Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in annesinin rüyasıdır. Dolayısıyla o, Hilafet Devleti’nin yıkılmasından bu yana ümmete, şu an olduğu gibi orada veya burada bir takım sıkıntılar isabet etmesine rağmen kıyamet gününe kadar bu ümmetin nusreti olacaktır. Zira karanlığın ardından aydınlık gelecektir. Belki de burada, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘den varit olan hadiste şöyle buyurarak doğruladığı ahir zamanda Dâr-ul İslam’ın merkezi olacak olan Şam’ın gölgesindeki Şam’a bir işaret olabilir:

لَا يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ وَلَا مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ قَالَ عُمَيْرٌ فَقَالَ مَالِكُ بْنُ يُخَامِرَ قَالَ مُعَاذٌ وَهُمْ بِالشَّأْمِ “Ümmetimden Allah’ın emrini yerine getiren bir ümmet [gurup] daima var olacaktır. Kendilerini yardımsız bırakanlar ve onlara muhalefet edenler onlara hiçbir zarar veremeyecektir. Ta ki onlar bu haldeyken Allah’ın emri gelinceye kadar. Umeyr, Malik İbn-u Yuhamir ve Muaz dediler ki; onlar Şamlıdırlar.” [Sahih-i Buhari]

Şam, Suriye, Lübnan, Filistin Ürdün ve Irak’ın bazı bölgelerini de kapsamaktadır. Dolayısıyla bu müjde, bu ümmetin nusret bulacağını müjdeleyen birçok müjdelerden sadece bir tanesidir. Ayrıca Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ رَبِّي زَوَى لِي الْأَرْضَ فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَإِنَّ مُلْكَ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا وَأُعْطِيتُ الْكَنْزَيْنِ الْأَحْمَرَ وَالْأَبْيَضَ “Muhakkak ki Rabbim, dünyayı benim için dürdü ve onun doğusunu ve batısını gördüm. Ve ümmetimin mülkü gördüğüm yerlere kadar ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki kenz verildi (altın ve gümüş).” [Sünen-i Ebi Davud]

Nitekim diktatör yönetimin ardından Hilafet’in geri döneceği müjdesi de şu hadiste zikredilmiştir:

... ثم تكون خلافة على منهاج النبوة “Sonra Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet olacak.”

Ayrıca Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Konstantiniyye [İstanbul] ve Roma’nın fethedileceğini de müjdelemiştir. Nitekim Konstantiniyye [İstanbul], Muhammed Fatih’in eliyle fethedilmiş ve geriye henüz gerçekleşmemiş olan Roma’nın fethedilmesi kalmıştır. Ancak Allah’ın izniyle yakında bu da olacaktır.

Bu müjdeler, bu ümmetin nusret bulacağına dair müjdeler olmasına rağmen bizlerin, müjdelerin manasını sahih bir şekilde tasavvur edip anlamamız gerekmektedir. Çünkü sömürgeci kafir ve saray mollaları, mesele herkes tarafından, hatta bu ümmetin birtakım muhlisleri tarafından anlaşılmasın diye bunu yanlış bir şekilde yorumlamışlardır.

Birincisi: Şayet müjde, Kur’an-il Kerim’de ya da mütevatir hadiste geçiyorsa bu, ona aykırı olanların tamamını çürütür. Çünkü müjdeler, aklî bilgiler kullanılmaksızın ya da ona dair işaretler araştırmaya gerek kalmaksızın olduğu gibi kesin tasdik edilmesi talep edilen aklî iman (akide) konuları arasındadır. Yok eğer müjde, ahad hadiste varit olmuşsa, bu da onun tasdik edilmesini gerektirmektedir.

İkincisi: Müjdeleri tasdik etmek, tevekkül etmek ve gerçekleşinceye kadar onları beklemek, dolayısıyla çalışmadan oturmak ve Hilafet’in kurulması için dua etmekle yetinmek veya bazı cemaatlerin söyledikleri gibi Hilafet’i kurmak için çalışmaya gerek yoktur, “zira bu, Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘nın vaadidir” demek anlamına gelmez! Kesinlikle Hilafet, Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘nın bir vaadidir ve Allah’ın izniyle onun kesin olarak gerçekleşeceği noktasında hiç kimsenin şüphesi yoktur. Ancak bununla birlikte Allah, birtakım amelleri ve sorumlulukları bizlere farz kılmıştır. Bu amelleri yapmak ya da yapmamak, müjdelerin gerçekleşmesini engellemeyecektir. Dolayısıyla şayet bu amelleri yapmaz isek günahkarlardan olacağız. Çünkü şeriat bizden bu amelleri yapmamızı talep etmiştir. Müjdelerin manasını, Allah’ın nusretine kesin kanaat getirmesine rağmen İslamî Devleti ikame etmek için çeşitli kabilelerden nusret elde etmek amacıyla ciddi bir şekilde çaba gösteren sevgili Nebimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘den daha iyi anlayan biri yoktur. Nitekim onun, Mekke’den gizli ve saklı bir şekilde hicret etmesi, bir rehber kiralaması, kendisine karşı olan birçok kampanyalara siyasî bir bakışla meydan okuması ve benzerlerini yapması... evet yapmış olduğu tüm bu amaller, onun kendisine vaat edilen nusretin gerçekleşmesine şüphe duymuş olduğundan dolayı değildir. Bilakis bu ameller, Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘nın emirleridir. Dolayısıyla Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], nusreti beklemek için bir kenara çekilip oturmadı. Aynı şekilde sahabeler de müjdeleri dakik bir şekilde anlamışlar ve onun gerçekleşmesi noktasında hiç şüpheye düşmemişlerdir. Dolayısıyla Allah’ın vaadine ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in müjdesine kesin olarak iman etmelerine rağmen Allahu [Subhânehu ve Te’âla]‘nın kendilerine farz kılmış olduğu amelleri yerine getirdiler.

Üçüncüsü: Müjdeler, Müslümanların nefislerinde mutmainlik oluşturmakta, nefislerin doğu bir tutum benimsemesini belirlemekte ve kafirin bizim elimizde kamil bir ideoloji ve yaşam biçimi olmadığını iddia etmesi gibi kafirlerin bizim için kurdukları tuzağa düşmekten engellemektedir. Ne üzücüdür ki bazıları, küfür ili ilişki kurma noktasına kadar ulaşmıştır. Mesela, kafir demokratik partilerin ve kafir laik anayasalarının desteklenmesi gibi. Nitekim Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], kerim sahabesinin işkence ve zulme maruz kaldıkları sırada zor anlar yaşamış ama buna rağmen kafirlerin yönetim sistemini ne desteklemiş nede ona katılmıştır. Dahası kendisine, onların cehaletlerinin gölgesindeki yönetimde büyük bir fırsat verilmesine rağmen tüm bunlara şiddetle karşı çıkmıştır. Başka bir örnek, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in vefatının ardından yönetimin kendilerinde olmasını şart koşan Amr İbn-u Sasa kabilesi gibi bazı kabileler, İslamî Devletin kurulması için nusret vermeleri karşılığında İslam ile çelişen birtakım şartlar koştuklarında onları şiddetle reddetmiştir. Ayrıca Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Beni Şeyban Kabilesi’nin İslam’ın sadece aralarında anlaşma olan Fars tarafından korunması teklifini reddetmiştir. Dolayısıyla tüm bu teklifleri reddetmiş, Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslam üzere sabit kalmaya devam etmiş, Müslümanların maslahatları gerekçesiyle kesinlikle bu teklifleri kabul etmemiştir. Hem de Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sahabenin işkenceye maruz kalmakla birlikte zorluklarla da karşı karşıya kaldıklarını ve nusrete dünden daha çok muhtaç olduklarını çok iyi bilmesine rağmen.

Kafirlerin, vahye bağlı kalmamaları, bilakis arzularına ve zayıf akıl hesaplarına sarılmaları bir ironidir. Ancak onlar, şerir amellerine güvenmekteler ve hiç çekinmeden Müslümanların vizyonlarını reddetmektedirler. O halde bizler, elimizde sevgili Nebimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in müjdesi olan ve hak dine tabi olan Müslümanlar olduğumuz halde neden nusret bulacağımız noktasında şüphe ediyoruz ki?!

Müslümanların, sevgili Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]‘in doğum yıldönümünü andığımız bu ilkbahar döneminde yapması gereken, sahih çizgiye geri dönmeleri ve Müslümanların maslahatı gerekçesiyle küfrü savunmaya doğru sürüklenmemeleridir. Zira bunlar, küfrün ajandalarını uygulamak amacıyla Müslümanları aldatmak için kullanılan boş gerekçelerdir.

H. 21 Rabi-ul Evvel 1434

 

Hizb-ut Tahrir

01.02.2013
 

Doğu Afrika

 


...:-
  • Hilafet Yıkılalı Yüz Yıl Oldu, Yeniden Kurulana Kadar Hiçbir Değişiklik Görmeyeceğiz

  • Cinayet Suçları ve Huzurlu İnsanların Terörize Edilmesi, Büyük Bir Günahtır, Filistin Yönetimi ve Yahudi Varlığının Sorumlu Olduğu Sinsi Bir Plandır

  • Güvenlik Riskleri ve Kalıcı Barış

  • “Allah’a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.” [Mücadele 28]

  • Demokrasi ve Capitol’un (Kongre) Düşüşü!

  •