Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Özür Değil Savaş Gerek, Tazminat Değil Kısas Gerek!

İkinci başkanlık döneminin ilk yurtdışı ziyaretini Yahudi varlığına düzenleyen ve “İsrail’le ittifakımız ebedi” diyen Obama, Türkiye Cumhuriyeti’nin 3 senede yapamadığını, tek bir günde yapmış, Yahudi varlığı Başbakanı Netenyahu’ya Mavi Marmara olayından ötürü Türkiye’den özür dilemeyi ve hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödemeyi kabul ettirmiştir. Hükümet yetkilileri ve medya bunu bir çırpıda, “büyük başarı”, “tarihi özür” ve “diplomatik zafer” olarak ilan etmişlerdir. Bu nasıl bir diplomatik başarıdır ki kuru bir özür bile 3 sene sonra gelmiş, o da Amerika’nın baskısıyla gerçekleşmiştir? Oysa Hükümet, Mavi Marmara olayından sonra büyükelçisini çekmekten ve birkaç tatbikatı iptal etmekten başka ne yapmıştır ki? Tam aksine bu olaydan sonra, ilişkiler normal seyrinde sürmüş, Ekonomi Bakanı‘nın da itiraf ettiği gibi, Türkiye “İsrail"e karşı hiçbir ekonomik yaptırım uygulamamış, hatta dış ticaret hacmi rekor seviyeye çıkmıştır. Üstelik bu özür vesilesiyle Netenyahu ile telefonda görüşen Başbakan Erdoğan “Bölgenin barış ve istikrarı için hayati stratejik öneme sahip olarak gördüğü ilişkilerin son dönemde bozulmuş olmasının üzüntü verici olduğunu ifade etmiştir.”

Şimdi dikkat edilmesi gereken, bu kuru özür ve 3 kuruşluk tazminatın mahiyeti değil, bunun gündeme geldiği zamanlamadır. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun belirttiği gibi, bu adımın temeli, Türkiye ile “İsrail"in ABD’nin hayati müttefikleri olduğunu söyleyen John Kerry’nin son ziyareti sırasında hazırlanmış, Obama tarafından da dünyaya duyurulmuştur. Dolayısıyla mesele, diplomatik başarıdan ziyade Amerika’nın hayati çıkarlarıdır.

O halde nedir bu Amerika’nın hayati çıkarları? Hiç kuşkusuz bunların başında, 3. yılına giren Suriye’deki durum gelmektedir. Netenyahu ile birlikte Erdoğan’ı aradığında Obama, Türkiye ile “İsrail” ilişkilerinin eski haline dönmesinin, hem “bölgedeki son durum”, hem de “Washington için” büyük önem taşıdığını söylemiştir. Çünkü Amerika, nice yetenekli uşaklarını piyasaya sürdüğü ve bu uğurda milyarlarca dolar harcadığı halde, Suriye’yi bir türlü istediği kıvama getirememiştir. Dışarıdan empoze etmeye çalıştığı çözümler, Suriye halkı tarafından bir türlü kabul görmeyince, ajanı Beşşar Esed’e daha fazla mühlet vermiş ve acımasız katliamlarını artırması için yeşil ışık yakmıştır. Suriye’deki devrimi çalmak, başarısızlığa uğratmak ve bilhassa İslami bir devlete dönüşmesini engellemek için her tür dostuyla birlikte seferber olmuş, siyasi, ekonomik, askeri ve diplomatik tüm araçlarını devreye sokmuştur. İşte böylesine kritik bir zamanda, Amerika’nın Ortadoğu’daki en hayati iki müttefikinin “küs” olması, Amerika’dan da öte bir bütün olarak Batı dünyası ve Kapitalist ideolojinin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek bir risktir. Obama’nın Yahudi varlığını ziyaret eden 5. ABD başkanı olması da bu ziyaretin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir. “İsrail"den hemen sonra Ürdün’e gidiyor olması ise ziyaretinin odak noktasını Suriye’nin teşkil ettiğinin apaçık bir alametidir.

Ey Müslümanlar! Yahudi varlığının bu özrü, yanı başındaki Suriye’den gelebilecek İslam tehlikesinden duyduğu şiddetli korkunun bir sonucudur. Daha birkaç hafta önce BM oturumunda konuşan Yahudi Cumhurbaşkanı, adeta tutuşmuşçasına “Derhal Suriye’ye müdahale edin!” diye çağrıda bulunuyordu. O nedenle bu özür aslında sahte bir özürdür. Gerçek olsa ne fark eder? Çünkü Yahudi varlığı, yalnızca Mavi Marmara gemisindeki 9 kardeşimizi katletmekle kalmamış, kurulduğu günden beri on binlerce Müslümanı katletmiş, hapsetmiş, evlerini başlarına yıkmıştır. Hepsinden önemlisi, Müslümanların mukaddes topraklarını işgal etmiş, Mescid-i Aksa’nın altını oymaya başlamıştır. Kudüs’ün Müslümanlar nazarındaki değeri dikkate alındığında, “İsrail” zulmünün, işgalinin ve sınır tanımazlığının, başka herhangi bir zalimle karşılaştırılamayacak kadar feci olduğu açıktır. Rabbimizin bildirdiği gibi, zillet ve meskenetle damgalanmış Yahudilerin sözlerini hep bozmaları bir yana, layık oldukları karşılık bu değildir. Hak ettikleri karşılık özür dilemeleri değil, Müslümanların mukaddes topraklarını gasp eden işgalci ve gayri-meşru bir varlık olmasından dolayı, onunla savaşmaktır. Katledilen kardeşlerimizin hakkı ise tazminat değil, Rabbimizin emri olan kısastır. Çünkü hiçbir Müslümanın kanının bedeli kuru bir özür ve 3 kuruşluk tazminat olamaz. Allah da bundan asla razı olmaz.

H. 11 Cumâde’l Ula 1434

 

Hizb-ut Tahrir

23.03.2013
 

Türkiye Vilayeti

 


...:-
  • Pakistan’ı, Afganistan’ı ve Orta Asya’yı Tek Bir İslami Hilafet Devletinde Birleştirerek Çökmekte Olan Sömürgeci Amerikan Raj’ına Son Darbeyi İndirin

  • Hasina Hükümeti, Koronavirüsü İnsanları Ezmek İçin Siyasi Bir Araç Olarak Kullanarak İktidarda Kalmaya Çalışıyor, Bu Yozlaşmış Hükümeti Ortadan Kaldırmak ve Bir Raşidi Hilafet Hükümeti Kurmak İçin Hizb-ut Tahrir Liderliği Altında Birleşilmelidir

  • Nusret, Medine-i Münevvere’deki Daru’l İslam’a Hicretin Güvencesiydi

  • İĞRENÇ KAPİTALİST EKONOMİ, DÜNYADAKİ EKONOMİK SIKINTILARIN KÖKENİDİR

  • Bajwa-İmran Rejimi, Afganistan’da Tökezleyen ABD’nin Yardımına Koşmak İçin Can Atıyor, Nübüvvet Metodu Üzere Hilafet, Hasta Sömürgeci Bölgesel ABD Raj’ının Kökünü Kazıyacaktır

  •