Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Müslümanlar Halifelik Üzerinden Pazarlık Yapmayacak

Irak’taki son olaylar ve Hilafet konusu dünyanın dikkatini çekti. Medya, uzman stratejistler ve yorumcular bu konuda uzmanlık iddiasında yarıştılar. Bu durumun karışıklığını artırmaktan başka işe yaramadı. Çünkü onlar bu değerli İslami farziyeti çirkin vasıflarla anarak kötü gösterdiler. Global medya ve yorumcular, Hilafet fikrini aşırılık olarak lanse etmek ve İslam ile hükmetme düşüncesine karşı koymak ve Müslümanlara baskı kurmak için bir kez daha fırsatı ganimet bildiler. Müslümanların şunu açıkça bilmesi gerekir: Bir Müslümanın Hilafet kavramını reddetmeden Dünya medyası tarafından sergilenen bu tiyatroyu ve Irak’ta gerçekleşen içi boş Hilafet ilanına muhalefet etmesi gayet mümkündür. Zira gerçekte Hilafet İslam’da merkezi bir kavramdır. O’nu inkâr etmek Müslümanların yaklaşmayacağı kırmızıçizgidir. Şer’i kaynaklar açısından bu apaçık bir gerçektir. Çağlar boyu üzerinde İcmanın gerçekleştiği bir farziyettir. 1924 yılında Mustafa Kemal tarafından Hilafetin yıkılmasından bu yana, kendileri için Halife unvanını iddia eden birçok kişi ortaya çıkmıştır. İslam âleminin dört bir tarafında manevi ve siyasi yankıları olacağını bildikleri için Mısır Kralı Faruk ve Mekke Şerif Hüseyin’de hep bu iddia ile ortaya çıkmışlardır. Artı, Suudi Arabistan, Sudan, İran ve diğerler ülkeler hep İslam Devleti olma iddiasında bulunmuşlardır. Bu ve benzer iddiaların çoğu, hep Hilafetin ne demek olduğunun kavramadaki zaafa dayanmaktadır. Böylelikle “İslam âlemi için yeni bir dönem başlıyor” safsatasıyla hep Müslümanlar kandırıldı. Bütün bu iddialar, onları ortaya atanlar tarafından Hilafeti kötü göstermek ve imajını çarpıtmak için kullanıldı. Zira onlar Hilafet adı altında siyasi amaçlarla başka bir şey uygulayarak halkın gözünde onu güçsüz ve zayıf bir nizam olduğunu göstermeye çalıştılar. Hâlbuki uyguladıkları şeyin Hilafetle hiç bir alakası yoktu. Bu karışıklığı önlemek için ve Müslümanların bir kez daha aldanmalarını engellemek amacıyla, İngiltere Müslüman topluluğuna aşağıdaki maddeleri hatırlatıyoruz.

1- Hilafet İslam’da merkezi bir mefhumdur. Bu nedenle Müslümanlara düşen Hilafet düşüncesinin aşırı bir düşünce olduğu konusunda yapılan baskıyı reddetmektir. Biz Hilafet düşüncesinin marjinal ya da aşırı bir fikir olduğunu ortaya koyma girişimlerine şahit olmaktayız. Kaldı ki; toplumda dini tatbik etmenin ve İslam’ı dünyaya taşımanın yolu olarak Hilafet, İslam’ın belirlediği icra sultasının bilfiil kendisidir. Hilafet olmaksızın İslam bir ibadet ve ahlak manzumesi olacaktır. Böylece siyasi, iktisadi ve sosyal hayata dair hükümler terk edilmiş olacaktır. Bu nedenle İslam, Halife’ye İslam sultası altında yaşamayı kabul eden Müslüman ve Gayrimüslimlerin işlerini yürüten önemli bir konum vermiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” [Maide 44]

İslami Hilafet düşüncesi; İslam’ın kesin kaynaklarında sabit olduğu, önde gelen İslam âlimlerin üzerinde ihtilaf etmediği ve tarihte uygulandığı üzere yönetime ilişkin İslam bakış açısının bir yansımasıdır. Bu nedenle Müslümanlara düşen, Hilafet Devleti’ni aşırı bir düşünce olarak lekelenmesini reddetmektir. Üstelik Hilafet düşüncesini reddetmenin Müslümanların yaklaşmamaları gereken bir kırmızıçizgi konumunda olduğunu iyi bilmeleri gerekir.

2- Müslümanlara düşen etnik ve mezhepsel bölünmeye dair çağrıları reddetmektir. İslam tarihi, aralarındaki farklılıklara rağmen, Müslümanların bugün yaşadığımız şekilde tehlikeli boyutlara varan etnik ve mezhepsel şiddete başvurduklarına şahit olmamıştır. Bu çatışmanın boyutu ve doğası yeni bir durumdur. Bu apaçık gerçek sadece Müslümanlar için değil herkes içindir. Akademisyen Profesör Fred Hilda “Var olan şüphe ve mezhepsel farklılıkların aksine bugün bilfiil Sünniler ve Şiiler arasında devam eden çatışmanın bir benzerinin daha önce yaşanmadığı” şeklinde bir değerlendirmede bulundu. Kaldı ki Hilafet mezhepsel bir olgu olmadığı gibi herhangi bir mezhebe ait de değildir. Belirli bir şeri anlayışa göre ortaya çıkmış da değildir. O, bütün Müslümanlar içindir. Durum salt ihtilafların mevcudiyetinden daha karmaşık olduğu halde, şimdilerde yorumcu ve politikacılar tarafından bir mezhep çatışması başlatmak için kasıtlı bir girişim sergilenmektedir. ABD’nin işgalinden kısa bir süre sonra Irak’ta çeşitli gruplar tarafından Cuma namazı, konferans ve mitingler gibi ortak eylemler sergilenmeye başlandı. ” Şiiliğe de Sünniliğe de hayır” sloganı doğrultusunda birlikte hareket etme çağrıları yapıldı. Ayrıca, İslam’ın Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğerlerini birleştirebilecek tek güç olduğu ortaya çıkmıştır. Bu doğal bir durumdur. Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ Müslümanların birbirinden ayrılmasını haram kılmıştır. Nitekim şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” [Ali İmran 103]

3- Müslümanlar, dünyayı yakıp yıkan trajik Batı politikalarına karşı tek ses olmaları ve Müslümanları kuşatan bu sıkıntılara son vermeleri gerekir. İslam âlemindeki bütün bu sıkıntıların sebebi İngiliz ve ABD dış politikalarıdır. Müslüman topraklarını doğrudan işgal etmeleri, İHA ile masum insanlara saldırmaları, etnik ve mezhepsel gerginlikleri körüklemeleri ve onlara sefaleti dayatan acımasız zorba yöneticileri başlarına tayin etmeleri ve Müslümanları kendi aralarında savaştırarak silahlarla desteklemeleri bunlardan bazılarıdır. Bugün bunlara ek olarak etnik ve mezhepsel ayrılıkları körükleyerek Irak’ta Kürtlere, Şiilere ve Sünnilere ait olmak üzere üç devletçik meydana getirmeye çalışmaktadırlar. Tony Blair ve Neoconlar bunu inkâr etseler de Orta Doğu’da ABD’nin işgalinden sonra bu yıkıcı eğilimleri ortaya çıktığını hatırlamamız gerekmektedir.  Batı ülkelerinin müdahalesi İslam âlemine acı kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi. Bu Batı ülkelerinin İslam ülkelerini harap etmelerine sessiz kalmaları Müslümanlara caiz değildir. Bilakis İslam ülkelerine yönelik Batının uyguladığı yıkıcı siyasetin çirkinliğini deşifre edecek en güzel söz ve üsluplarla ortaya çıkarmak için sesini yükseltmesi gerekir. Söz, eylem ve maddi yardımlarıyla İslam ümmetini desteklemeleri lazım gelmektedir. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ “Erkek müminler ve kadın Müminler birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder ve kötülükten alıkoyarlar” [Tevbe suresi 71]

4- Müslümanların, İslam âlemine kaosu değil, istikrarı getirecek ve sair insanlar için hidayet ekseni olacak olan Hilafete davet etmeleri gerekir. Medya ve yorumcuların oluşturduğu bu kötü atmosferin ve Irak’ta baş gösteren bu kaosa rağmen Hilafet İslam âlemi için istikrar unsuru olacaktır. Zira İslam âlemindeki insanların ölçüleri ile çatışmayacak bilakis onları uyumlu şekilde yönetecektir. Nitekim Hilafetin kökü derinlerdedir. Müşterek olan tek bir merci doğrultusunda bütün vatandaşlarının işlerini kuşatıp güdecek güce sahiptir. Gerçek şu ki Hilafetin yokluğu özellikle sulta ve yönetim bağlamında İslam’a daha önce eşi benzeri görülmemiş bir zarar vermiştir. Onun yokluğundan kaynaklanan boşluk, hiç layık olmadıkları halde bazı insanların tekrarlayıp durdukları içi boş sömürgecilik karşıtı nutuklarla dünya lideri konumuna geçmelerine neden olmuştur. Kaldı ki Hilafet, İslamiyet’i evrensel ölçekte uygulama hakkını İslam şeriatının kendisine verdiği tek ve yegâne mercidir. Hilafet; halen siyasi, iktisadi ve toplumsal kaosun tam ortasında bulunan dünya ailesi için bir kurtuluş ekseni, sahili selamete çıkaran bir deniz feneri olacaktır. Zira O, insan aklının ürünü olan kanunlar üzerine değil, İlahi kanunlar üzerine kuruludur. Bu nedenle O’nun kanunları sürekli değişen standartlardan korunmuştur. Hilafet; ümmet tarafından seçilmiş Halife sayesinde bir hukuk devletini tesis eder. Artı Şura Meclisi tarafından muhasebe edilmesine ek olarak Mezalim Kadısı tarafından da muhasebe edilir. O, mezhepçi bir devlet değildir. Bilakis vatandaşlık kavramı üzerine kuruludur. Egemenliği altında yaşayan hiç bir etnik veya dini, mezhepsel bir oluşumun zulmetmesine müsaade etmez.

5- Her Müslümanın İslam âleminde İslami Hilafeti kurma işine destek vermesi gerekir. Bu Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in emrettiği bir farzdır. Nitekim Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إنّه لا نبيَّ بعدي، ولكن ستكون خلفاء فتكثر. قالوا ما تأمرنا يا رسول الله؟ قال:  فوا ببيعة الأول فالأول، وآتوهم حقهم “Gerçek şu ki benden sonra nebi olmayacaktır. Fakat pek çok halife olacaktır” Dediler ki, bize neyi emredersiniz? Dedi ki; İlk biate vefalı olunuz ve onlara haklarını veriniz.” Ayrıca dedi ki:

من مات وليس في عنقه بيعة مات ميتة جاهلية “Boynunda biat olmadan ölen kimse cahiliye ölümü ile ölmüştür.” Bu, Halife mevcut olmadığında bir halife nasp etmek için çalışmayan için büyük bir günah işlediğinin beyanıdır. Müslümanların yanlış Halife tasavvuruna karşı durması gerekir. Bu da Hilafetin mahiyetini iyice kavramakla olur. İslam dünyası zorba yönetimlerin kaldırılıp yerine İslam’a dayalı başında ümmet tarafından seçilen, hem itaat edilen ve hem de Şeriat çerçevesinde muhasebe edilen bir Halifenin bulunduğu siyasi nizamın kurulması bölgede güçlü bir istikrar unsuru olacaktır. Hilafet, İslam âlemini temsil eden siyasi bir dünya görüşüdür. Medya, yorumcu ve politikacıların onu kötü göstermelerine rağmen, Müslümanlar evrensel ölçekte onu desteklerler. Müslümanların, İslam âlemi için şüphesiz bir şekilde yeni bir çağ açacak olan Hilafetin ikamesi için çalışmalarını sürekli hale getirmeleri gerekir.

إنّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلَ اللهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَٰئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Gerçekten, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına doldurdukları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azap vardır.” [Bakara 174 174]

H. 09 Ramazan 1435

 

Hizb-ut Tahrir

07.07.2014
 

Britanya

 


...:-
  • Trump Anlaşması Karşıtı Gösteriye Saldırarak Filistin Yönetimi, Pozisyonunu Netleştiriyor

  • Mübarek Toprak Filistin’i Güvenlik Konseyi ve Sömürgecilere Yalvarmak Değil Allah Yolunda Cihat Eden Ordular Kurtaracaktır

  • Vizyonsuz Bajwa-İmran Rejimi, IMF’nin Sömürgeci Politikaları İle Ekonomimizi Resesyona Sürüklüyor

  • Utanç ve Rezalet Abidesi El Burhan, Amerika’nın Talimatıyla Yahudi Varlığı İle Normalleşme Çabasında

  • Kostantiniye’nin Fethi Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Amerika “Allah’ın Yardımı Yakın” Başlıklı Bir Konferans Düzenledi

  •