Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Devrim Pusulasını Kaybetmesin Diye

• Devrim altıncı yılına yaklaşırken, yanlışlar üst üste birikirken, sapmalar artıp yamuk yapanlar eleştirilmezken, zalimler görmezden gelinip engellenmezken, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in uyarısını ne de çabuk unutuyoruz:
إن الناس إذا رأوا الظالم فلم يأخذوا على يديه أوشك أن يعمهم الله تعالى بعذاب منه  ”İnsanlar zalimi görür de onu engellemezlerse, Allah Teâlâ’nın azabını genelleştirmesi yakındır.” O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Kimileri, içten sarsılmış ve “Batılı devletlerin izni, desteği ve rızası olmadan rejimi deviremeyiz, desteksiz devrim olmaz” şeklinde sapkın bir kanaate varmışlarsa bilsinler ki bu devrimin desteksizken kazandığı başarılar, devrimi yolundan saptırmak, kararlarına tahakküm etmek ve sonunu getirmeye bir hazırlık olarak ajan bölge devletlerine bağlamak için devrime sunulan desteğin gelmesinden sonra elde ettiklerinden kat kat fazladır. Oysa biz Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ  ”İnkâr edenler, mallarını Allah’ın yolundan saptırmak için harcıyorlar.” O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• İslam adına konuşanların fetvaları, o destekçilerin söylem ve yönlendirmelerine uymaya başlarken, bu fetvalar, “maslahatlar ve zaruretler” adı altında devrimi yıkıcı her faaliyete, her taviz ve feragate gerekçe olarak kullanılırken, âlimler bunlara sessiz kalırken, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavlini:
إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَـئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ  “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” [Bakara 159] ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
من كتم علمًا ألجمه الله بلجام من نار  “Kim bildiği bir ilmi kendisine sorulunca gizlerse, Allah da onu ateşten bir gemle gemler.” [Ahmed] O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Sorunlarımızın çözümünün, düşmanlarımız olan Batılı devletlerin ve Birleşmiş Milletler’in elinde olduğu vehmine kapılırken, bazı büyük grupların liderleri kararlarını heder ederken, destekçilerin, bölge devletlerinin ve Batılı devletlerin kararları amellerine yön verirken, rejimin başkenti ve şebbiha ve çetelerinin bölgeleri güvenli bölgeler ve kırmızı çizgiler haline dönüşürken, bu grupların liderleri, laikliği pohpohlayan, küfür hükümleriyle hükmeden, Amerikancı siyasal çözümü benimseyen rejimlerin peşine takılırken ve bu habis çözüm devrimin çatısı haline getirilirken, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ  ”Zulmedenlere sakın meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size zafer de verilmez.”  [Hud 113] O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Batının “terörizm” adıyla ürettiği heyulaya karşı savaş, bölge devletlerinin ve arkalarındaki Batılı kâfirin rızasını kazanmak uğrunda mücrim rejimi devirmekten daha öncelikli hale gelirken, Batının çıkarlarını gerçekleştiren çatışmalara dalarken, devrimin gücünü dağıtma, saflarını parçalama, kardeşlerine uygulanan ambargoyu kırmaktan ve rejimi devirme hedefinden uzaklaştırma planlarına hizmet ederken, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوّاً مُّبِيناً  ”Muhakkak ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.” [Nisa 101] O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Otel köşelerinde ve elçilik kulislerinde, devrimin siyasi temsilcileri ve Şam topraklarındaki mücahitlerin sözcüleri sıfatıyla fink atan laiklerden hoşnut olurken, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
  إذا وسّد الأمر إلى غير أهله فانتظر الساعة  ”İş/yönetim ehli olmayanlara verildiği zaman Kıyameti bekleyin.” O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Hedefi belli, metodu net apaçık bir proje bulunmasının ehemmiyetini idrak edemiyorken, rejimlerin nasıl yıkılıp devletlerin nasıl kurulduğunu düşünmüyorken, düşmanlarımızın bizim için çizdiği sınırlarda hareket ederken, aslında helakimiz olduğu halde kurtuluşumuz sandığımız yolda ilerlerken, kendimizi başkalarının amaçlarını ve çıkarlarını gerçekleştirmek için çalışan kuklalara çevirirken Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kavlini ne de çabuk unutuyoruz:
وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ  ”Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” [Enam 153] O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

• Hayra davet “fitneye”, entrika ve komploları deşifre etmek “teori üretmeye”, açık bir siyasi İslami proje önermek “laf ebeliğine”, tavizlere karşı uyarı, kardeşkanı dökmekten sakındırma “meşakkate” dönüşürken, basiret üzere Allah’a davet edip nasihatte bulunanlar tıkanmış kulaklarla karşılaşırken, batıla susmak, süslü gösterip yutturmaya çalışmak ve batılı alkışlamak “bilgelik” ve “olgunluk”  haline gelirken Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kavlini ne de çabuk unutuyoruz
وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ  “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” [Enfal 25]  O halde biliniz ki devrimin pusulası sapmaya başlamıştır.

Ey Şam’ın sabırlı Müslümanları! Yangın büyümeye başladı, devrim gemisi yönünü kaybetmek, düşmanların komplo denizinde batmak üzere. Vallahi, sırf Allah için ihlasla çalışmaktan, O’nun sapasağlam ipine sarılmaktan, kâfirlerin tüm iplerini koparmaktan başka kurtuluşumuz yok!

Akan o kanlar, verilen o kurbanlar, yıkılan o evler, yetim kalan o çocuklar, göç eden o aileler, çiğnenen o namuslar… Bütün bunlar başımıza gelmişken, kim olursa olsun bunları pazara çıkaranlara nasıl izin veririz? Bütün bunlardan sonra küfür yönetimine, baskı ve zulme yeniden razı mı olacağız? En ince ayrıntısına kadar düşmanlarımızca belirlenmiş aşağılık bir hayat elde etmek uğrunda bütün bunları bir çırpıda silip atacak mıyız? Musibetin müsebbipleri oldukları halde, yalan ve iftirayla trajedimize son vermek istediklerini söyleyenlerin propagandasını yaptıkları habis siyasi çözümleri mi kabul edeceğiz? Yoksa Rabbimizin bizi yükümlü kıldığı hakka sımsıkı mı sarılacağız? Devrimimizin başından bu yana, “Liderimiz, sonsuza dek Efendimiz Muhammed” dememiş miydik? Tüm dünyaya, Rabbimizi razı eden hedeflerimizi ve amaçlarımızı gerçekleştirinceye kadar devrimden asla vazgeçmeyeceğimizi ilan etmemiş miydik? Neydi bunlar?
Birincisi: Tüm temelleri ve sembolleriyle rejimi yıkmak! İkincisi: Nübüvvet metodu üzere Râşidi Hilâfeti kurmak! Üçüncüsü: Küfür devletlerinden kurtulmak ve nüfuzlarına son vermek!
Ey Şam’ın sabırlı Müslümanları! İşte bunlar, pusulamızın yönünü düzeltmemizi gerektiren acı gerçeklerdir. Şam topraklarında yaptığımız büyük fedakârlıklar karşısındaki büyük sorumluluğumuzun farkındayız. Devrimimizi çalma ve feda ettiklerimizi satma peşinde olan çakalları hep birlikte men edeceğiz. Hepimiz aynı gemideyiz, ya hep birlikte kurtulacağız, ya hep birlikte batacağız. Tıpkı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi:
مَثَلُ القَائِم في حُدُودِ اللَّه والْوَاقِع فيها، كَمثل قَومٍ اسْتَهَموا على سَفِينَةٍ، فَأَصابَ بَعْضُهم أعْلاهَا، وبعضُهم أَسْفلَهَا، فكان الذي في أَسفلها إذا استَقَوْا من الماء مَرُّوا على مَنْ فَوقَهمْ، فقالوا: لو أنا خَرَقْنا في نَصِيبِنَا خَرقًا ولَمْ نُؤذِ مَنْ فَوقَنا؟ فإن تَرَكُوهُمْ وما أَرَادوا هَلَكوا وهلكوا جَميعًا، وإنْ أخذُوا على أيديِهِمْ نَجَوْا ونَجَوْا جَميعًا “”  “Allah’ın emirlerine uyanlarla uymayanların durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer. Bir bölümü geminin üst kısmına düşmüş, diğerleri de alt kısmına düşmüştür. Alt kısımda kalanlar, su ihtiyacı olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ihtiyacını gidermektedirler. Onlar şöyle derler: ‘Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.’ Eğer üsttekiler, onlara ilişmez de serbest bırakırsa, hepsi helâk olur. Ellerinden tutup engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de.”  [Buhari]

Bugün sorumluluğumuz, doğru istikamette ciddiyetle çalışmak, başımızdaki liderleri düzeltmek, yanlış yapanları muhasebe etmek, savaş tüccarı mücrimleri muhakeme etmek, dağılan saflarımızı Allah’ın Kitabı ve Peygamberin Sünnetinden istinbat edilmiş apaçık siyasi proje ekseninde birleştirmektir. Bu proje, Ürdün Askeri Operasyonlar Komutanlığı ve Türkiye Askeri Operasyonlar Merkezi odalarında dayatılmamış, Batılı devletlerin politikalarıyla belirlenmemiş, hevaya ve nefsani arzulara uymamış, bilakis kanı durduran, namusu koruyan, ümmeti kâfir Batının boyunduruğundan kurtaran bir proje… Hizb-ut Tahrir’li kardeşleriniz olarak size sunduğumuz Nübüvvet metodu üzere Râşidi Hilâfet projesi. Bu hususta, ey Şam topraklarındaki halkımız ve ey mücahit kardeşlerimiz! Sizin uyanıklığınıza, yalnızca Allah için olan ihlasınıza ve sahadaki sebatınıza güvenmeye devam ediyoruz. Bu çatışmanın terazisi sizsiniz, hangi kefede olursanız orada ağır basarsınız. Küfrün projelerini başarısızlığa uğratmak ve payandalarını sarsmak da, İslam projesini ikame edip taşıyanlara nusret vermek de sizin elinizde.

O halde, dünya ve ahiretin izzetine, Nübüvvet metodu üzere Râşidi Hilafete, Allah’tan bir zafer ve yakın bir fethe, genişliği yer ve gökler kadar olan cennete, daha da önemlisi Allah’ın rızasına davet ediyoruz sizleri, ey Müslümanlar! Rabbinizin vaadine güvenin, Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine güvenin ve bilin ki zafer yalnızca Rabbimizin katındadır. O halde yalnızca Allah’tan zafer isteyin:
إن يَنصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُم “Eğer Allah size nusret, zafer verirse, artık hiç kimse size galip gelemez.” [Ali İmran 160] Ötesi alçaklık ve rezilliktir.
وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُون “Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.” [Ali İmran 160]
O halde Allah’tan yardım isteyin, sabırlı olsun, Allah’ı çokça zikredin ve Allah Azze ve Celle’nin şu kavlini iyice düşünün:
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ “Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım, nusret ederiz.” [Mümin 51]

H. 02 Muharrem 1438

 

Hizb-ut Tahrir

03.10.2016
 

Suriye Vilayeti

 


...:-
  • Bek-Abad Olayı: İşkence ve Uyduruk Suçlamalar

  • وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ “ Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72]

  • Ey Müslüman Ordular! Refah’ı, Cenin’i ve Tüm Filistin’i Siz Desteklemezseniz Kim Destekleyecek?

  • Daha Ne Zamana Kadar Devam Edecek Ey Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ümmeti!

  • Ramazan Bitti, Bayram Geldi, İslam Ümmeti Hala Sıkıntılarla Boğuşuyor, Trajediler Her Taraftan Sarmış Durumda!

  •