Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

Dikkatle kaleme alınmış konuşmasında Orgeneral Bajwa, Keşmir, Pakistan, Hindistan vizyonunu özetledi. Orgeneral Bajwa, 18 Mart 2021’de yaptığı konuşmasında, “İstikrarlı bir Hindistan- Pakistan ilişkisi, Güney ve Orta Asya’nın bakir potansiyelini ortaya çıkarmak için bir anahtardır… Keşmir anlaşmazlığı açıkçası bu sorunun başında geliyor… Geçmişi gömmenin ve ilerlemenin zamanı geldiğini düşünüyoruz.” dedi. Daha önce General Müşerref’in bölgeyle ilgili vizyonu halkta şok etkisi yaratmıştı. O yüzden halkın, Orgeneral Bajwa’nın vizyonunu sorgulaması şaşırtıcı değil. Peki, tam olarak gömülmesi gereken ne? Keşmir anlaşmazlığı çözülmeden hangi sorun çözülemez? Hindu devletinin egemen bölgesel güç olarak yükselişi, gerçekten bölgeye güvenlik ve refah getirecek mi?

Geçmişi gömmeye gelince, o, Keşmir Müslümanlarının 1947’deki ayrılma sırasında Hint işgaline direndikleri ve Pakistan’ın bir parçası olmak için mücadele ettikleri bir geçmiştir. O geçmiş, yeni kurulan Pakistan Müslümanlarının tüm Keşmir’i kurtarmak için seferber oldukları ve büyük bölümünü kurtardıkları bir geçmiştir. O zamandan bu yana yetmiş yıllık Keşmir’in geri kalanını kurtarma mücadelesinde on binlerce Müslüman gönüllü olarak şehit olmuştur. Öyleyse, Allah’ın razı olduğu eylemlerle lebalep dolu böylesi asil bir geçmişi nasıl gömebiliriz?

Gerçekten de, işgal altındaki Keşmir Hindu devleti altında gömülemez, çünkü işgal altındaki İslam toprakları, Allah’ın hükmüne göre kesinlikle kurtarılmalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle emretti:
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ  “Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır.” [Bakara 191] Dahası, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan korkan becerikli birliklerimiz, Allah’ın yardımıyla, samimi bir İslami liderlikle, tam destek ve duayla, işgal altındaki Keşmir’i kurtaracaktır.

Keşmir anlaşmazlığından daha öncelikli soruna gelince, Pakistan ile Hindu devleti arasındaki barış sorunudur. Bu, şu anda ABD ve bölgesel müttefiki Hindu devletinin karşı karşıya kaldığı büyük bir sorundur. ABD, hem Çin hem de İslam’ın doğuşuyla mücadele etmek için Pakistan’dan, Hindu devletinin baskın bölgesel güç olarak yükselişine yol vermesini istiyor.

Bu nedenle ABD, Hindu devletini iki cepheli bir savaş olasılığından kurtarmak için işgal altındaki Keşmir’in gömülmesini talep ediyor. Kontrol Hattı’ndaki düşmanlıkların sona ermesi, öyle bir zamanda meydana geldi ki, Hindu devleti için can simidi oldu. Çünkü Çin’le aktif olarak cephede savaşıyor ve işgal altındaki Keşmir’i kurtarmak için Pakistan’ın bir hamle yapmasından korkuyor. Orgeneral Bajwa ateşkesiyle Hindistan, on yıllardır ilk kez birinci kolorduyu güvenle Pakistan cephesinden Çin cephesine kaydırdı. Hem de işgal altındaki Keşmir ve Hindistan’da Müslümanlara yönelik baskısı devam ederken.
Selefi Orgeneral Müşerref gibi Bajwa da, Hindu devleti ile istikrarlı ilişkiler geliştirme konusunda kararlı. Güven eksikliğine rağmen baskın bölgesel güç olarak yükselişine kolaylık sağlıyor. Bağnazlığa gömülen Hindu yönetici eliti, alt Hindu kastlarına, vesayeti altındaki Müslümanlara ve otoritesi dışındakilere adaletli davranamaz. Doğrusu, Hindu seçkinlerinin bağnazlığı, atalarımızı İslam adına bir devlet için fedakârlık yapmaya zorladı. Dahası, yaşam tarzından yoksun Hinduizm takipçilerinin sömürgeci kapitalist düzene bağlı kalmaktan başka seçenekleri yok. Kapitalizm, zenginliği yerel yönetici seçkinlerin ve sömürgeci ülkelerin elinde topluyor. Dünyanın dört bir yanındaki kitleleri yoksullaştırıyor. Cennetteki süt ve bal nehirlerini garantilemek yerine Hindu devletine verilen ödünler, yıkıcı çabalarını cesaretlendirecek ve tüm bölgeyi umutsuzluğa sürükleyecektir.

Her şeyden önce Hindu devleti ile ilişki kurulması merduttur. Çünkü Allah, dinimiz konusunda bizimle savaşanlarla ve başkalarına yardım edenlerle ittifakı yasaklamaktadır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:
إِنَّمَا يَنْهَاكُمْ اللَّهُ عَنْ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ  “Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” [Mümtehine 9]

Keşmir de dâhil ey Pakistan’ın soylu, temiz ve dindar Müslümanları! Orgeneral Bajwa’nın sahte bölgesel vizyonunu, tıpkı daha önce Orgeneral Müşerref’in vizyonunu reddettiğiniz gibi reddedin. Batıl ve sapık insanlar için dinimiz ihlal ediliyor, dokunulmaz kutsallıklarımız çiğneniyor. Biz onurlu bir milletiz ve olağanüstü mirasın mirasçılarıyız. Bu İslami bir mirastır. Bu miras, Raşidi Hilafet zamanında başladı ve İslam’ın Hint yarımadasındaki hâkimiyetiyle sonuçlandı. İslam’ın egemenliği döneminde Hint Yarımadası’nın dünya ekonomisindeki payı yüzde 23 idi. Avrupa’nın toplam ekonomisinden daha büyüktü. 1700 yılında Aurangzeb Alamgir zamanında yüzde 27’ye yükseldi. Yüzyıllar boyunca İslami yönetim, ırklarına veya dinlerine bakmaksızın bölge sakinlerinin refahını ve güvenliğini sağladı, Hindular da dâhil olmak üzere sadakatlerini kazandı. Gerçekten de, İslam çağı altın çağdı. Işığı dünyanın her tarafını aydınlattı. Açgözlü sömürgeci güçlerin dikkatlerini çekti. Bölmek ve yönetmek için İslam dünyasına ayrılık tohumlarını saçtılar.

Amerika Birleşik Devletleri’nin hasta özlemlerini gerçekleştirmek isteyen Hindu devletinin yükselişini engellemeliyiz. İslam Hilafeti dışında herhangi bir yönetim sistemine veya bölgesel düzene yol vermemeliyiz. Hilafetten başka hiçbir şey Allah’ı razı etmez, yardımını hak etmez ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmez. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ  “Sonra ceberut saltanat olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacaktır. Sonra kaldırmak istediğinde de kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” [Ahmed] Gelin bu Ramazan ayı, Hilafetin yeniden kurulması, işgal altındaki Keşmir’in kurtuluşu ve İslami hegemonyanın restorasyonu gayretlerimize tanıklık etsin.

Ey Müslüman Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Ey Sad ibn Muaz’ın Sadık Torunları! İslam’ın ilk askeri komutanı olun. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem böyle olmanızı emretti:
لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ  “Allah’a isyanda mahlûkata itaat yoktur.” [Ahmed] Gerçek şu ki bugünün Müşerref’i Bajwa’ya itaat ederseniz, emirlerine isyan ettiğinizden dolayı Yaratıcımız Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın affına erişemezsiniz. Öyleyse, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in zamanındaki silah kardeşleriniz savaşçı Ensar gibi olun. Ensar, İslam’ın devlete taşınması için nusret verdi. Abdullah ibn Ubay’ın liderliğini ve dalalete dayalı düzenini engelledi.
Ensar’ın komutanı Sad ibn Muaz gibi olun. Bedir savaşından 2 yıl önce Ramazan ayında Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in istişaresi sırasında Sad ibn Muaz şöyle dedi:
فوالذي بعثك بالحق، إن استعرضت بنا هذا البحر فخضته لخضناه معك، ما يتخلّف منا رجلٌ واحدٌ، وما نكره أن تلقى بنا عدونا غداً، إنّا لصُبُرٌ في الحرب، صُدُقٌ عند اللقاء، ولعل الله يريك منا ما تقرّ به عينك، فَسِر بنا على بركة الله  “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de peşinden dalarız! Bizden hiç kimse geri kalmaz. Biz düşmana karşı gitmekten çekinmeyiz, harpte geri kalmayız. Allah’ın bereketiyle yürüt bizi.”

Bir asker için Sad ibn Muaz’ın hayatından daha iyi bir hayat olabilir mi? Nasıl olsun ki? Allah, Subhânehu ve Teâlâ Sad ibn Muaz’ın cenazesi için melekler gönderdi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Sad bin Muaz’ın cenazesi hakkında şöyle buyurdu:
إِنَّ الْمَلَائِكَةَ كَانَتْ تَحْمِلُهُ  “Kuşkusuz onu melekler taşıyordu.” [Tirmizi] Nasıl olsun ki? Sad bin Muaz öldüğünde sevinçten Allah’ın arşı sallandı. Sad bin Muaz öldüğünde, annesi ağlayınca Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle dedi:
لِيَرْقَأْ - لينقطع - دَمْعُكِ وَيَذْهَبْ حُزْنُكِ لِأَنَّ ابْنَكِ أَوَّلُ مَنْ ضَحِكَ اللَّهُ إِلَيْهِ وَاهْتَزَّ لَهُ الْعَرْشُ  “Gözyaşların dinsin, üzüntün bitsin. Çünkü senin oğlun, Allah’ı güldüren ve Onun arşını titreten kimselerin ilkidir.” [Taberani] Hadi bu Ramazan, Hilafetin yeniden kuruluş nusretinize tanıklık etsin, sonra da bunu ya zafer ya şehadet arzusuyla düşmanla savaş izlesin.

H. 20 Şaban 1442

 

Hizb-ut Tahrir

02.04.2021
 

Pakistan Vilayeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •