Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

İşte Bunun İçin Hilâfet Devleti’nin Kurulmasına Çağırıyoruz!

Hilâfet’in H. 28 Raceb 1342 günü Kâfirler tarafından yıkılması hâdisesi; benzeri gerçekleşmiş ve benzeri etkiler meydana getirmiş sıradan bir târihî olay değildir. Bilakis bütün bir İslâmî Ümmet’i sarsan ve artçı sarsıntılarının yıkıcı etkileri halen Müslümanlar üzerinde hasara neden olan korkunç bir depremdir. Hilâfet Devleti’nin yıkılması demek, Müslümanların haşmetinin ve azametinin yıkılması demektir. Hilâfet’in yıkılması demek, Müslümanların selâmetinin ve huzurunun yıkılması ve dolayısıyla Müslümanların, üzerlerine üşüşen, topraklarını istilâ eden, servetlerini yağmalayan ve tek devletlerini birçok devletçiğe parçalayan öteki milletlerin merhametine terk edilmesi, şânlı bir geçmişe sahip olan Müslümanların yenik ve ezik düşmesi demektir. Zîra hakîkatte Müslümanların izzeti, Allah’ın Dînine sarılmalarından, Şeriati’ni uygulamalarından ve uğrunda hayatlarını vakfetmelerinden ileri gelir. Eğer izzetlerini ve itibarlarını başka herhangi bir yerde arama eğilimine girerlerse, elde edecekleri şey, ancak zillet, hezîmet ve rezâlet olur. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmuştur:

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا  “Her kim izzet istiyorsa, (bilsin ki) izzetin tamamı Allah’a aittir.” [Fatır 10]

Hilâfet meselesi, Müslümanlar için dilerlerse seçtikleri, dilemezlerse vazgeçtikleri tercih bağlı bir mesele değildir. Bilakis Hilâfet, Müslümanlar için olmazsa olmaz bir farz, yerine getirilmesi hayat-memat meselesi olan kaçınılmaz bir zorunluluktur ve kuruluncaya kadar da böyle kalmaya devam edecektir! Hiçbir Müslüman, bütün gücü ortaya koyup tüm farzların anası ve tâcı olan Hilâfet Devleti’ni kurmak için sahîh bir kitle ile çalışmadıkça bu sorumluluktan kurtulamayacaktır. Zîra tüm İslâmî hükümlerin uygulaması, Hilâfet Devleti gibi icracı bir mekanizmanın varlığına muhtaç olduğu gibi, Müslümanların vahdeti, Cihâd’ın başlatılması ve İslâm Risâleti’nin âleme taşınması da mutlak olarak Hilâfet’in varlığına bağlıdır.

Allah [Subhânehu ve Te’alâ] tarafından emredilmiş İslâm’ın yönetim nizâmı, Hilâfet Nizâmı‘dır, bu nizâmda Müslümanların devlet başkanı olan Halîfe, Müslümanların bey’atı ile nasbedilir. Bu bey’at, Kur’an’a ve Sünnet’e bağlılık üzere ve Halîfe’nin Allah’ın indirdikleri ile yönetim göstermesi şartıyla üzere verilir. Hilâfet; İslâm Şeriati’nin hükümlerini ikâme etmek, İslâm’ın içerdiği fikirleri, mefhumları kökleştirmek ve yasadığı hükümleri infâz etmek üzere dünyadaki tüm Müslümanların genel başkanlığıdır. İslâm Dâveti’ni tüm dünyaya yaymak ve Allah yolunda Cihâd’ı üstlenmek de Hilâfet Devleti’nin varlık nedenlerindendir.

Kur’an, Sünnet ve Sahâbe İcmâ’ı ile sâbit nâsslar; İslâm Ahkâmı ile yönetmek üzere bütün Müslümanlar için tek bir yönetici nasbedilmesinin farziyetine açıkça delâlet eder. Bunun için Halîfe; Müslümanların, kendilerini İslâm Ahkâmı ile yönetmek üzere şer’î usûl ile bey’at verdikleri bir yöneticinin ta kendisidir. Allah [Subhânehu ve Te’alâ] şöyle buyurmaktadır:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ  “Aralarında Allah’ın inzâl ettikleri ile yönet! Sana gelen haktan (yüz çevirip de) sakın onların hevâlarına tâbi olma!” [el-Mâide 48]

Ve şöyle buyurmaktadır:

وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ  “Aralarında Allah’ın inzâl ettikleri ile yönet! Sakın onların hevâlarına tâbi olma ve Allah’ın Sana indirdiklerinin bir kısmından Seni saptırmalarından sakın!” [el-Mâide 49]

Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] de şöyle buyurmaktadır:

« مَنْ خَلَعَ يَداً مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللهَ يَوْمَ القِيَامَةِ لاَ حُجَّةَ لَهُ، وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيْتَةً جَاهِلِيَّةً» رَوَاهُ مُسْلِم  “Her kim elini itaatten çekerse, Kıyâmet Günü hiçbir hüccete sahip olmaksızın Allah ile karşılaşır. Her kim de boynunda bey’at olmadan ölürse, câhiliyye ölümü ile ölmüş olur.” [Muslim rivâyet etti.]

Ve şöyle buyurmaktadır:

« تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثُمَّ سَكَتَ» أَخْرَجَهُ أَحْمَد  “Nübüvvet, Allah’ın olmasını dilediği kadar aranızda olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra Isırıcı Hânedanlık olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır, buyurdu ve sonra sustu.” [Ahmed tahric etti.]

Ve şöyle buyurmaktadır:

« كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَتَكُونَ خُلَفَاءُ فَتَكْثُر، قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا؟ قَالَ: فُوا بِبَيْعَةِ الأَوَّلِ فَالأَوَّل، وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فَإِنَّ اللهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ» رَوَاهُ مُسْلِم.  “İsrâiloğulları, Nebîler tarafından siyâset ediliyordu. Her ne zaman bir Nebî vefât etse, (başka) bir Nebî ona halef oluyordu. Muhakkak ki Benden sonra Nebî yoktur. Ama Halîfeler olacaktır ve çoğalacaklardır.” Dediler ki: “O halde bize ne emredersiniz?” Buyurdu ki: “Önceki ilk bey’atınıza vefâ gösterin ve onlara haklarını verin. Şüphesiz ki Allah, sizi nasıl gözettiklerini onlara soracaktır.” [Muslim rivâyet etti.]

Sahâbeler [RadiyAllahu Anhum] da gerek Nebî [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘in irtihâlinden, gerekse her bir Râşid Halîfenin vefâtından sonra, tek bir Halîfe nasbedilmesinin farziyeti hususunda icmâ’ etmişler, görüş birliğine varmışlardır. Hilâfet, Kâfirler ve yamakları tarafından yıkılıncaya dek hem Müslümanlar bu hususa azami derecede ihtimam göstermişlerdir, hem de Müslümanların âlimleri, asırlar boyunca tek bir Halîfenin nasbedilmesi hususunda ihtilâfa düşmemişlerdir.

Ey Müslümanlar!

İslâmî Ümmet, şimdi farkına varmıştır ki İslâm ve Hilâfet Devleti yoluyla İslâm ile yönetim, kendilerini âzâde kılacak yegâne faktördür. Artık Ümmet, İslâmî topraklar üzerinde dikili mevcut yönetimleri, birini-ikisini değil, istisnâsız hepsini, İslâm ile yönetmeyen Küfür yönetimleri, hatta daha da ötesi İslâm Dâveti’ne düşmanlık eden ve önünü kesmeye çalışan yönetimler olarak görmeye başlamıştır. Zîra mevcut yönetimler, gerçekten Müslümanları Allah’ın yolundan saptırmaya pek hırslıdırlar. Küfür milletleri ile birlikte, Müslümanların gündelik hayatlarında İslâm’ın yükselişini endişe ile karşılayıp engellemek için entrikalar çevirmektedirler. Oysa inkâr edilemez hakîkat şu ki mevcut fâsit yönetimleri devirip tek bir Hilâfet Devleti kurmak için çalışmaktan başka, Müslümanların izzetini ve şerefini geri getirecek hiçbir yol yoktur. Üstelik bu, Allah [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın vaadi ve Rasulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]‘in müjdesidir. Bundan ötürü Kâfirler ve yamakları, Hilâfet’in geri dönüşünü engellemek için türlü türlü tuzaklar hazırlamaktadırlar. Hiç şüphesiz Allah, onların bu kötü tuzaklarını bozup başlarına geçirecek, nihâyetinde mağlup olup gideceklerdir. İşte bunun için, Ey Müslümanlar, ayağa kalkın! Hilâfet farzını yerine getirmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın ki Allah’ın vaadi sizin ellerinizle gerçekleşsin, bi-İznillah;

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِيـنَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون  “Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Artık her kim de bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir.” [en-Nûr 55]

H. 29 Raceb 1427

 

Hizb-ut Tahrir

12.09.2007
 

Ürdün Vilâyeti

 


...:-
  • Pakistan Yöneticileri, Faiz Günahına Batan Kimselerin Ceplerini Doldurmak İçin Yoksullara ve Borçlulara Acımasızca Vergi Koyuyorlar

  • Geçiş Hükümeti Yakıt Fiyatlarına Neredeyse Yüzde Yüz Zam Yaptı, Efendilerinin Talimatlarıyla Halkını Yoksullaştırmaya Devam Ediyor

  • Mescid-i Aksa Ordulara Haykırıyor

  • Pakistan Silahlı Kuvvetleri’ndeki Babalarımıza, Kardeşlerimize ve Oğullarımıza Mescid-i Aksa’nın Kurtarılması İle İlgili Bir Mektup

  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  •