Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Pakistan Yöneticileri, Ucuz Üsluplar Kullanarak İslâm’a Savaş Açıyorlar

14.04.2009 günü, Pakistan Devlet Başkanı, Svat Vadisi bölgesinde “Şeriatın Tatbik Edilmesi” Anlaşmasını imzaladı. Hükümetin, “Şeriat-ı Muhammediye Hareketi” ile yaptığı bu anlaşma, ilk kez olan bir şey değildir. Nitekim Hükümet, söz konusu hareket ile 1994, 1999 ve 2007 yıllarında da benzer anlaşmalar yaptığı gibi her seferinde de anlaşmanın uygulanmasında samimî olmamış ve bu anlaşmaların arkasındaki maksadı ise Amerika’nın çıkarlarını korumaktan başka bir şey olmamıştır. Pakistan Hükümeti, Amerika Başkanı Barack Obama’nın, 27.03.2009’da açıkladığı Amerika’nın yeni politikasını desteklemekte ve onu infaz etmektedir. Aslında bu yeni politika, selefi olan George Bush’un, Afganistan’a yönelik Amerika işgalini başarıya ulaştırmayı ve bu hedefin gerçekleşmesine katkıda bulunması için de Pakistan ordusunun kullanılmasını amaçlayan politikasının bir uzantısıdır.

Amerika, nefret uyandıran işgale yönelik bahar ayında doruk noktaya ulaşan direnişe karşı koymak için Afganistan’a daha fazla Amerikan kuvveti göndermek için çalışmıştır. Ayrıca Amerika, 2009 Ağustos ayında Afganistan’da yapılacak seçimler başlamadan önce NATO kuvvetlerinin Güney Afganistan’daki tükenişini de telafi etmek istemektedir. Dolayısıyla Pakistan Hükümeti’nin, Afganistan-Pakistan sınırına odaklanması ve “Şeriatın Tatbiki” Anlaşması‘nı imzalaması, Amerika’nın bölgedeki politikası kapsamında yer almaktadır. Ta ki bu bölgedeki durum sakinleşsin de Pakistan Hükümeti, kabileler bölgesinde askerî operasyonlar yürütmek üzere silahlı kuvvetleri organize etmeye yönelsin. Ayrıca Hükümetin anlaşmayı imzalamaktaki hedeflerinden biri de Afganistan’daki Amerikan işgalinin karşı karşıya kaldığı direnişi zayıflatmaktır. Bu da Washington’daki Pakistan Büyükelçisi tarafından ifade edildiği üzere Svat’taki direniş ile kabileler bölgesindeki el-Kaide arasını ayıran bir “kamanın” çakılması mesabesindedir. Zira o, şöyle demiştir: “Bir taraftan el-Kaide ile silahlı gurupların arasını, diğer taraftan geleneksel kanunların tatbik edilmesini isteyen Svat’taki iki kabile arasını ayıran bir ‘kama’ çakmaya uğraşıyoruz. Zira Hükümetin anlaşmayı imzalaması, kamuoyunun dikkatini silahlı direnişin üzerinden çekmeye, dahası silahlı gurupların tecrit edilmesine götürecek önemli siyasî ve askerî bir harekettir.”

Amerika, bu anlaşmadan sadece askerî yönden faydalanmamıştır bilakis Pakistan’da korku hali oluşturmayı da istemektedir. Zira Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 25.04.2009’da FOX televizyon kanalına verdiği röportajda şöyle demiştir: “En kötü koşullarda işler, elde edilmesi mümkün ve olası değildir. Bu da Hükümeti devirmek için çalışan el-Kaide ve diğer radikaller tarafından Taliban’a olan desteği arttıracaktır. Böylece Pakistan’ın nükleer silahının anahtarlarını ele geçireceklerdir.” Bu açıklamanın öncesinde de Holboork, Taliban’ın Pakistan’ın modernleşmesini istemediği şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Amerikalı politikacılar ve Pakistanlı ajanlar tarafından yapılan bu açıklamaları derinlemesine inceleyen kişi, bu medya kampanyasının maksadı, ne bir şahıstır, ne bir harekettir, ne de bir partidir bilakis tüm Müslümanlardır. Zira Amerika, İslâm’ın tatbik edilmesine karşın insanlar arasına korku duygularını yaymaya çalışmaktadır ki böylece kendilerine dayatılan sömürgeci demokratik nizamın bitkin düşürdüğü Müslümanların duyguları, Müslümanların nefislerine kök salmış olan İslâm’dan uzaklaşsın. Bundan dolayı Pakistan Hükümeti, Amerikalılarca güdümlenmiş şerir medya propagandasını yayınlamakla meşguldür. Aslında İslâm ile onun şeriatını hedef alırken “Taliban” kelimesini de İslâm’a yönelik kampanyası için bir kılıf olarak kullanmaktadır. Nitekim Svat bölgesinde bir genç kızın kırbaçlanması eyleminin video kasetinin yayınlanması, buna dair bir örnekten başka bir şey değildir. Zira bu olayın hangi otorite veya kanun altında meydana geldiği açısından kaset hakkındaki konuşma anlaşılmamaktadır. Dahası bizzat uygulanan ceza üzerine odaklanılmıştır ki bu da Hükümet yetkililerini ve aralarında “Nevaz Şerif” kanadı olan İslâmî Birlik Partisi’nin de olduğu muhalefet partilerini, cezayı gericilik, barbarlık, vahşilik ve vahşet olarak tanımlamalarına sevk etmiştir! Dolayısıyla bu kampanya, İslâm kanunlarının salahiyetini yitirdiği ve asrın gelişmeleriyle örtüşmediği intibası veren “kadın hakları” yasası kampanyası gibi olmuştur. Aslında Amerika, “İslâm’ın içinden savaş” adı altında İslâm’a karşı pek çok akidevî kültürel kampanyalar yürütmüştür. Zira Amerika bilmektedir ki İslâm’ı bizzat kendisinin eleştirmesi halinde bu eleştirisi insanları İslâm’dan uzaklaştırmak yerine ona yaklaştıracaktır. Bunun içindir ki Amerika, bu akidevî savaşı kendi hadâratıyla haşır-neşir olan Müslümanları kullanarak yürütmektedir ki Müslümanların dinlerine olan güvenini zayıflatsın ve İslâm’ın tatbik edilmesi taleplerini kırsın.

Mevcut durum, bir hayat nizamı olarak İslâm’ın tatbik edilmesi fikrinin İslâm’daki kesin hususlardan olduğu noktasında her Müslümanın bilinçli olmasını gerektirmektedir. Zira bu, Allahu [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın emridir ve İslâm’ın bir parçasının veya bütününün tatbik edilmesi meselesinin istişareye tabi tutulması reddedilmiş bir batıldır. Zira bir hayat nizamı olarak İslâm’ın bütünüyle tatbik edilmesi farizasının inkâr edilmesi, bizzat Kur’ân’ın inkâr edilmesidir. Ayrıca şer’î hükümlerin Batılı fasit bakış açısına göre, Kapitalizmin özgürlük mefhumuna göre veya 1973 yılında konulan anayasaya göre yargılanması caiz değildir. Zira Allahu [Subhânehu ve Te’alâ] muhkem âyetlerinde şöyle buyurmuştur:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُّبِينًا “Allah ve Rasulü, bir işe hükmettikleri zaman mü‘min bir erkek ve mü‘min bir kadına kendi işlerinde artık seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve Rasulü‘ne isyan ederse apaçık bir sapıklıkla sapıtmış olur.” [el-Ahzâb 36]

Ve şöyle buyurmuştur:

وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ “Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevâlarına tâbi olma ve Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!” [el-Mâide 49]

Svat Vadisi’nde “Adalet Sistemi” denilen şeyin tatbik edilmesine gelince; herkes tarafından bilinmelidir ki İslâm’ın tatbik edilmesi, İslâm’daki ukûbat nizamı hükümlerinin bir kısmının tatbik edilmesine hasredilemez. Zira İslâm’daki ukûbat nizamının şamil bir nizam olmasının yanı sıra İslâm’da iktisat nizamı, yönetim nizamı, içtimaî nizam, öğretim politikası ve dış politika vardır ve bunların hepsi ancak İslâmî Hilâfet Devleti gölgesinde tatbik edilebilir. Yani bir kısım ukûbat hükümlerinin tatbik edilmesi yeterli değildir. Bilakis aşamalı veya parça parça olmaksızın İslâm hükümlerinin hepsi devlet tarafından kapsamlı ve bütünsel bir şekilde tatbik edilmelidir.

Ülkede korku halinin oluşturulmasına gelince; Pakistan yöneticileri, hâlihazırda tatbik edilen sömürü sistemine meşruiyet kazandırmak için gayretle çalışmaktadırlar. Çünkü Amerikalıların ve bu yöneticilerin varlığı bu sistemin bekasına bağlıdır. Zira Pakistan yöneticileri, Pakistan’daki Müslümanların demokratik nizam etrafında toplanmasını beklememektedirler. Çünkü onlar bilmektedirler ki bu, onların akîdesi ile çelişmektedir. Ama onlar, Müslümanları mevcut bozuk demokratik nizamın İslâm ile örtüştüğüne ikna etmek için en son cehtlerini harcamaktadırlar. Dolayısıyla Pakistan’daki Müslümanlar, Yunanlıların getirdiği ve Batının benimsediği demokratik nizamın İslâm ile hiçbir ilişkisi olmadığını bilmelidirler. Bilakis demokrasi, İslâm’daki yönetim nizamı ve İslâm’ın mefhumlarıyla açık bir şekilde çelişmektedir. O halde dini hayattan ayırma esasına dayanıp insana hevasına göre yaşama yetkisi veren ve Allah’ın hükümleri ile yasamalarını bir tarafa koyan bir nizam, nasıl olur da İslâmî olabilir? Kaldı ki Rasûl [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve kendisinden sonraki kerîm sahabesi İslâm’ı, insanların iznini ve İslâm’ın tatbik edilmesine yönelik çoğunluğun muvafakatini almalarından sonra mı tatbik etmişlerdir?!

Demokrasi, egemenliğin Allahu [Subhânehu ve Te’alâ]‘ya ait olmayıp halka ait olduğu bir küfür sistemidir. Pakistan’daki nizamın vakıası işte budur. Zira parlamento, herhangi bir kanunu onayladığında faiz kanunu gibi İslâm ile çelişse dahi devletin kanunu olarak itibar edilir ve ülkede İslâmî olmayan bir yasama veya kanundan dolayı parlamento üyelerinden birini cezalandıracak bir mahkeme bulunmamaktadır. Oysa Allahu [Subhânehu ve Te’alâ], şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ “Her kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezse (yönetmezse), işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” [el-Mâide 45]

Ey Pakistan’daki Müslümanlar!

Yöneticileriniz, yalancı propagandalar yoluyla sizleri dininizden döndürmeye çalışmaktalar. Sorunlarınızı çözmekten aciz ve dininizle tamamen çelişen bu nizama boyun eğemeye devam etmenizi istemekteler. O halde bu nizam, sizler için bir adaletsizliktir.

Ödemeye muktedir olmayanlardan alınması haram olmasına rağmen sizlere vergiler yüklemektedir. Bu da aşırı fakirlik sebebiyle onları intihar etmeye sevk etmektedir. O, faizi, kumarı ve fuhşu mubah gören bir nizamdır. Zerdari gibi fasit bir şahsiyetin çoğunluğu elde etmesinden sonra ülkenin Devlet Başkanı olmasına izin veren bozuk bir nizamdır. İslâm ile Müslümanların en azılı düşmanlarının bağrında yetişen neslin reklamını yapan, Amerika gibi saldırgan devletlerin ve istihbarat birimlerinin “vatanî uzlaşı” adı altında tamamen özgürce Müslümanlara karşı komplolar tezgâhlamalarına izin veren zelil bir nizamdır. Bir taraftan muhlis partileri yasaklayıp Amerika’ya ve Hintlilere karşı cihat edenleri tutuklarken öteki taraftan Ümmet içerisinde fırkacılık olsun diye ırk, renk ve dil üzerine dayalı partiler kanunu çıkaran bir nizamdır! Kur’ân ve Sünnetten hükümlerin alınmasını yasaklayan ve Birleşmiş Milletlerin kararlarını bunların önüne geçiren bir nizamdır!

Sömürgeciliğin getirdiği ve sizleri konumunuzdan ve gücünüzden oldukça uzaklaştıran kokuşmuş demokratik nizam işte budur. Tüm bunlardan sonra yöneticileriniz, İslâm’ın tatbik edilmesinin sizleri inhitata götüreceğini söyleyerek sizleri korkutmaya çalışmaktadır! Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar.

Ey Pakistan’daki Müslümanlar!

Müslümanların hiç kimsenin rekabet edemediği heybetli bir devlete sahip oldukları o günleri hatırlayınız. Üniversitelerinizin ilmin beşiği olduğu o günleri hatırlayınız. Ümmetin refah içerisinde olduğu ve fakirliğin ne olduğunu bilmediği o günleri hatırlayınız. İşte o günler, adil yöneticilerinizi sevdiğiniz, onların da sizleri sevdiği, onlara dua ettiğiniz, onların da sizlere dua ettiğiniz, bir kadının Müslümanların Halîfesi ve mü‘minlerin Emîri Ömer el-Faruk’u muhasebe etmek için karşısına dikildiği günlerdir.

O günler, Hilâfet Devleti’nin İslâm’ı bir bütün olarak tatbik ettiğindeki izzet günleri idi. Ancak İngiltere, 1924 yılında Hilâfet Devleti’ni yıktığı, sizleri azîm nizamınızdan mahrum ettiği, daha sonra Amerika’nın da ona katılarak bu nizamın bekçiliğini yapan ajan yöneticileri yoluyla sizlere laik nizamı dayattıkları zamandan bu yana yöneticilerin diledikleri helak yurduna sürüklediği horlanan hakir kimselere döndünüz. Zira gerçekten sizler, yiyicilerin sofralarındaki yetimler gibi oldunuz.

Ey Müslümanlar! Artık tüm bunlardan sonra İslâmî Hilâfet Nizamı‘na dönmekten başka bir seçeneğiniz var mı? Şüphesiz Allahu [Subhânehu ve Te’alâ], izzetinizi akîdenize bağlamıştır. Yani İslâm dışında hangi akîdeyi veya hangi hayat nizamını benimserseniz benimseyin sadece dünyada aşağılanmış ve horlanmış olmayacaksınız bilakis Kıyâmet Günündeki akibetiniz de vahîm olacaktır. Zira Rabb-il İzze şöyle buyurmaktadır:

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِيناً فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ “Her kim İslâm’dan başka bir din ararsa bu ondan kabul edilmeyecek ve o, ahrette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” [Âl-i İmrân 85]

Artık Hizb-ut Tahrir’e katılıp onunla çalışarak sömürgeciliğin ve ajan yöneticilerinin komplolarını boşa çıkarmanızın ve Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmayı hayatî meseleniz haline getirmenizin zamanı gelmiştir! Hiç şüphe yoktur ki Hilâfet Devleti’nin kurulmasıyla şu anda Ümmetin içerisinde yaşadığı zulümlerin karanlıkları yok olacaktır!

Ey Güç ve Kuvvet Ehli!

Kâfirlerin Müslümanların ordularından korktuğu ve Müslüman ordusunun cihat yoluyla şehirleri peş peşe fethettiği o günleri hatırlayınız da el-Hak Subhânehu ve Te’alâ‘nın nûrunu dünyanın dört bir tarafına yayınız. İşte Hizb-ut Tahrir böylesi bir devlet için sizleri çalışmaya davet etmektedir.

Hizb-ut Tahrir, sizlerden nusret talep etmektedir. Zira sizler mevcut gücünüzle bu kokuşmuş nizamları alaşağı etmeye ve Hilâfet Devleti’ni kurmaya muktedirsiniz. Haydin o halde Hizb-ut Tahrir’e nusret vererek Hilâfet Devleti’ni kurmaya koşunuz. Müslümanların konumunu yüceltecek ve onları dünyanın birinci gücü haline getirecek olan Hilâfet’tir.

H. 06 Cumâde’l Ûlâ 1430

 

Hizb-ut Tahrir

01.05.2009
 

Pakistan Vilâyeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •