Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

İç Çatışma, Sırf Kâfirlerin Çıkarlarına Hizmet Eden Azîm Bir Münker ve Cürümdür

Svat Vadisi’nde yaşanan savaş yüzünden kaçan yüz binlerce Müslüman giyecek, içmeye elverişli su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bir halde kavurucu yaz güneşinin altında sıkıntılar çekerken Pakistan yöneticileri, Müslümanları birbirine kırdıran Amerikan planının başarısı temennisiyle fildişi kulelerinde bekliyorlar. Ordu, orada burada silahlı gurupları kovalarken on yıllarca dişini tırnağına takarak yaptıkları evlerinde kalmayı tercih eden Müslümanlar ise bombardımana maruz kalmaktalar. Hatta onlar, ölü yada diri akrabalarına ulaşmaktan dahi acizler ve dünyanın gözünden tamamen uzaktalar. Öyle bir savaş ki -Allah yolunda kâfirlerle savaşmak üzere yetişen- Pakistanlı askerler, bu savaşta Amerikan savaşının yakıtı olarak kullanılmakta ve bu uğurda hayatlarını kurban etmekteler. -Haklarında yapılan açıklamaya göre- silahlı guruplar ise askerî operasyon sahasından başka yerlere kaçtılar. Hükümet ise Amerika’ya vekâleten bir bölgeyi vurmak istediğinde savaşçıların bu bölgede göründüğünü ilan ediyor! İşte bu, Pakistan Devlet Başkanı Amerikan efendilerinden emirler aldığı sırada Washington tarafından ilan edilmiş iğrenç bir Amerikan savaşıdır.

Trajedi, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük ve bunun da ötesinde Amerika, Afganistan’ı işgal eden kuvvetlerinin ağır darbeler aldığı kabileler bölgesini içermesi için askerî operasyonların sahasını genişletmeyi istemektedir. Zira 20 Mayıs 2009’da, yani Svat’taki askerî operasyonların üzerinden iki hafta geçmesinden sonra Amerikan Büyükelçisi Anne Patterson İslamabad’da şöyle diyordu: “Amerika, İngiltere ve Çin olarak kabileler bölgesinden ağır darbeler alacağımızı söylüyoruz. Bu nedenle bu darbeleri önlemek için olası her şeyi yapmalıyız.” Onun bu açıklamasının ertesi günü, Hükümetin oraya kuvvetlerini konuşlandırması üzerine binlerce kişi kabileler bölgesinden göç etmeye başladı. 22 Mayıs 2009’da ise Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari, “Nereye kaçarsalar kaçsınlar silahlı gurupları Hükümetin bitireceğini söylemiştim” diyerek Amerika’yı hoşnut edecek oranda askerî operasyonları bölgelerini genişletmeye hazır olduğunu ilan etti.

Aslında Svat Vadisi’ndeki operasyonlar, Müslümanların maslahatına olmayıp bilakis sadece Amerikan çıkarınadır. Zira Amerika’nın Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi Richard Holbrooke, Amerikan kongresinde yaptığı konuşma oturumunda, “Amerika, Pakistan’daki mücahitleri söküp atmadan Afganistan’da başarı elde edemez” diyerek bunu teyit etti.

Amerika, haçlı savaşında destek elde etmek için askerî operasyonlarının her türlü bedelle desteklenmesi için Pakistan’da bir kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Zira Svat’taki operasyonların hakikatinin ifşa olmasından dolayı medya kampanyasında başarısız olunca, daha önce Irak’ta kullandığı iğrenç yöntemlerine başvurarak Paşaver ve Lahor’da patlama operasyonlarını düzenledi ve hemen ajanı olan İçişleri Bakanı Rahman Malik de çıkarak Svat’taki silahlı gurupları bu cürüm operasyonlarının arkasında olmakla suçladı.

Amerikan temsilcisinin Pakistan ziyareti gizli midir? Onun ziyareti, bir turistik ve eğlence ziyareti değildir. Bilakis askerî operasyonlar yakından idare etmek içindir. Zira yaptığı her ziyaretin akabinde Pakistan ve Afganistan’daki Müslümanlara yönelik kaos ve yıkım daha da artmıştır.

Doğrusu Pakistan yöneticileri, hem bölgedeki Amerikan siyasî ve askerî varlığının, hem de ülkedeki Amerikan istihbarat kuruluşlarının yürüttüğü habis rolün hakikati hususunda Müslümanları yanıltmak için yoğun çaba harcadılar. Bunun içindir ki Kuzeybatı bölgesindeki Hint varlığının boyutu o kadar şişirildi ki onları, silahlı guruplardan öldürülenlerin temiz olmadığı ve silahlı gurupların Hindistan’dan yardım aldıkları şeklinde iddialarda bulunmaya sevk etti. Bu yöneticilerden hiç biri de fitnenin kökünün, Amerikan varlığına dayandığını söylemeye cüret edemedi. Zira Pakistan’daki fitnenin ateşini tutuşturmada kendisine yardım etsin diye Afganistan’ın kapılarını Hindistan’a açan bizzat Amerika’dır. Diyelim ki bölgedeki kargaşanın arkasında Hindistan var, o halde ne diye bu yöneticiler, Hindistan’a karşı keskin yaptırımlar almıyorlar? Ne diye onunla olan diplomatik ilişkileri kesmiyorlar? Ne diye Karzai Hükümeti’nden Kabil’deki Hindistan sefaretini kapatmasını istemiyorlar?

Bu yöneticiler, bunlardan hiç birini asla yapamazlar. Çünkü efendileri Amerikalılar, onlardan bunu talep etmemiştir. Zira Hint müdahalesi, Obama tarafından ifade edildiği üzere Amerika’nın çıkarınadır. Bunun içindir ki Pakistan yöneticileri, Amerikalı dostlarının isteğine boyun eğerek Hindu Devleti’nin müdahalesini kabul ettiler.

Pakistan yöneticileri, Amerika’nın başarısızlığını engellemek için en son çabalarını harcıyorlar. Zira onlar, Afganistan’daki kendi kuvvetlerine ve NATO kuvvetlerine lojistik destek, yakıt, erzak ve silah temin etmesi için Amerika’nın topraklarını kullanmasına izin vermekle yetinmediler. Dahası -İslâmî âlemin en büyük ve dünyanın yedinci büyük ordusu olan- Pakistan ordusunu Amerika’nın tasarrufu altına verdiler. Zira ödlek Amerikan kuvvetleri ile NATO kuvvetlerinin arkasını mücahitlerin saldırılarına karşı korumak için binlerce Pakistan askeri, Afganistan-Pakistan arasındaki sınırlar boyunca konuşlandırıldı ve Pakistan ordusu Svat bölgesi gibi pek çok bölgede silahlı guruplara karşı askerî operasyonlar yürütmekte. Pakistan yöneticileri, “Allah yolunda cihat” sloganı atan Pakistan ordusunu, geçen sekiz sene içerisinde Amerika’nın başarısız olduğu kabileler bölgesinde savaşması için işte bu şekilde kullandılar.

Bu yöneticiler, Müslümanları birbirine kırdırmaktadır. Oysa Allahu [Subhânehu ve Te’alâ], kardeşini öldüren bir kimseye şu dört helak edici cezayı hazırlamıştır: Ebediyen içerisinde kalacağı bir Cehennem, Allah’ın ona öfkelenmesi, ona lanet etmesi ve onun için elîm bir azap hazırlamasıdır. Zira Rabb-il İzze şöyle buyurmuştur:

وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُّتَعَمِّداً فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً “Her kim bir mü‘mini kasten öldürürse cezâsı, içerisinde ebediyen kalacağı Cehennem’dir. Allah ona gazâp etmiş, onu lânetlemiş ve onun için azîm bir azâp hazırlamıştır.” [en-Nisâ 93]

Yine SallAllahu Aleyhi ve Sellem, birbirleriyle savaşmalarının büyük bir haram olduğunu göstermek üzere birbirini öldüren Müslümanları İslâm’dan irtidat edip küfre dönenler olarak tanımlamıştır. Zira şöyle buyurmuştur:

لا ترجعوا بعدي كفاراً يضرب بعضكم رقاب بعض “Sakın Benden sonra birbirlerinizin boynunu vurarak Kâfirler olarak gerisin geriye dönmeyin!”

Bu yöneticiler, Müslümanların kendi aralarında birbirleriyle çatışmasını kaçınılmaz bir kader olduğunu sanmaktalar. Şayet bu yöneticiler, Amerika’nın tuzağına karşı koymuş, onun çıkarlarına önem vermemiş ve Afganistan’daki savaşına yönelik desteklerini geri çekmiş olsalardı kesinlikle kabileler bölgesindeki Müslümanların kendi yanlarında yer almalarının yanı sıra İslâmî Ümmet’in de yanlarında yer aldıklarını göreceklerdi. Ne var ki bu yöneticiler, izzet ve şecaati seçmek yerine ödleklik ve kölelik seçeneğini tercih ettiler. Oysa bu seçim, onları zillet ve alçaklıktan başka bir şeye eriştirmeyecektir. Bir taraftan Pakistan’daki Müslümanlar, bu yöneticilere lanet ederlerken kâfir de onlardan razı olmayıp bilakis onlara daha fazlasını vermelerini emretmektedir. Bunun yanı sıra Kıyâmet Günü de Allah’ın öfkesine maruz kalacaklardır.

Efendilerini hoşnut etmek için yöneticilerin Svat’taki Müslümanları katletmeye kalkışmasından bu yana akan paralara gelince; bunun gibi dolarlar Afganlı Müslümanları Amerikalılara teslim ettiğinde Müşerref zamanında da akmıştı. Ancak bu dolarların, daha önce Pakistan’a bir faydası dokunmadığı gibi şu anda da hiçbir faydası dokunmayacaktır. Bu dolarlara rağmen ülke, sürekli elektrik kesintisi yüzünden karanlığa bürünmüş, Pakistan ekonomisi çökmüş ve Müslümanlar açlıktan ölmek üzereler. Evet, kâfiri hoşnut etmek amacıyla Allah’a ve Rasûlüne masiyet yüzünden Müslümanlara rahat ve huzur yoktur. Müslümanların kurtuluşu, Müslümanlara karşı kafirleri güçlendirmekten değil, Allah’ın dinine yardım etmekten geçer.

Bu yöneticilerin fikrî iflası, öyle bir boyuta ulaştı ki gece gündüz demokrasi ve ifade özgürlüğü hakkında konuşup durmalarına rağmen hak sözü işitmemek için parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Nitekim Amerikan savaşını durdurmayı amaçlayan ve Hükümetin yalanını ifşa eden faaliyetleri sebebiyle Hizb-ut Tahrir’e yönelik azgın bir kampanya düzenlediler. Zira insanlar, Hükümetin bir kız çocuğunun kırbaçlanması ve diğerlerinin de öldürülmesi görüntülerinin yer aldığı güvenilir olmayan videobandının yayınlaması maksadının Svat’taki insanlara karşı vahşî operasyonlarını haklı çıkarmaya dönük bir medya propagandası olduğunun farkına vardılar. Yine insanlar, silahlı guruplara yönelik yaklaşımın insanların evlerini yıkmaktan ve onları aç bırakmaktan geçmediğinin farkında oldukları gibi, insanların savaş bölgelerinden kaçmalarını engellemekten veya onları güvenli yerlere tahliye etmek için tahliye araçlarının temin edilmesinden de geçmediğinin farkındalar! Ayrıca insanlar, Amerika’nın kendisini kurtarmak için Irak’ta kullandığı aynı yöntemleri Pakistan’da da takip ettiğini fark eder olmuşlardır. Yöneticiler, kâfir efendilerini hoşnut emek amacıyla kamuoyunu yanıltmanın da ötesinde Hizb-ut Tahrir şebâbını sıkboğaz, tehdit ve işkence etmeye başvurdular. Zira Hizb-ut Tahrir’in 31 Mayıs 2009’da düzenlediği yürüyüşten sonra 100’den fazla kişiyi tutukladılar. Kâfire uşaklıkta öyle bir noktaya ulaştılar ki güvenlik birimleri, Lahor şehrindeki Hizb-ut Tahrir şebâbının evlerini bastılar, yaşlı babalarını tutukladılar, evlerin mahremiyetini ve kadınların avretlerini çiğnediler. Tüm bunlar da başında Nevaz Şerif liderliğindeki Pakistan Müslüman Birliği Partisi’nin olduğu Bölgesel Hükümeti’nin gözü kulağı önünde gerçekleşti. Ancak hiç şüphe yoktur ki Şerif’in zümresinin yüzü, Pakistan Halk Partisi liderlerinin yüzü gibi iğrençtir. Nitekim gizlendikleri İslâm kılıfını çıkartmaya başladılar ve Müslümanları yüzüstü bıraktılar. Ancak Amerikalılar ve İngilizler ile oturup kalkan ve onlardan emirler alan kimselerden bu tür iğrenç fiillerin sadır olması hiç de şaşırtıcı değildir.

Ancak bizler, bu yöneticilere deriz ki: “Kininizden geberiverin!” Zira bu despotik uygulamalarınız, Allah’ın izniyle ancak Hizb-ut Tahrir şebâbının sebatını arttıracak ve Allahu [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın vaadi olan İkinci Hilâfet Devleti’nin kurulması gerçekleşinceye kadar faaliyetlerini sürdüreceklerdir. İşte o zaman bu yöneticiler, nasıl bir inkılâp ile devrileceklerini bileceklerdir.

Ey Pakistan’daki Müslümanlar!

Amerika’nın bölgeye gelmesinden bu yana Müslümanlar, kaos, istikrarsızlık ve patlama operasyonları ateşiyle yanıp kavrulmasına rağmen yöneticiler, durumların kötülüğü hususunda Amerika’yı suçlamak yerine sizleri suçlamakta ısrar etmektedirler. Şayet yöneticiler, kaosu ve istikrarsızlığı bitirmede samimi olsalardı, asıl çözüm olan Amerikan varlığını bölgeden süpürüp atmaya başvururlar, sözde terörizme olan desteklerini çekerler, Afganistan’daki Amerikan ve NATO kuvvetlerine giden ikmal yollarını keserler ve Amerikan istihbarat birimlerini ülkeden kovarlardı. Ancak onlar, tahtlarındaki bekalarının güvencesi için kaotik atmosferleri sevmelerinden dolayı bunları asla yapmayacaklardır ve bölgedeki Amerikan varlığını meşrulaştırmak için de kaosun yayılmasında Amerika’ya yardım etmektedirler. Hiç şüphesiz bu yöneticiler, Amerika’ya köleliği seçtiler ve Allah’a olan köleliliğinizi bir tarafa atarak sizlerin de kendi köleliklerine katılmanızı temenni etmekteler. Yöneticilerin hıyaneti ve zulmü, asla ebediyete kadar devam etmeyecektir. Zira Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ “Allah, zalime mühlet verir. Ama bir de onu yakaladı mı artık onu bırakmaz.”

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri!

Yeterse yeter artık! Melun Zerdari Hükümeti’nin alaşağı ediniz, kardeşlerinizi katletmenizi emreden liderlerinize itaat etmeyiniz, fitneye ve iç savaşa çağıran aranızdaki tüm mücrimleri kaldırıp atınız, bu iç savaşı silip atınız, kendinizi Amerika, Avrupa ve Afganistan ile Pakistan’daki ajanlarının komplosunun birer yakıtı olarak kullandırmaktan kurtarınız. Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmaktadır:

..فإن دماءكم وأموالكم وأعراضكم عليكم حرام كحرمة يومكم هذا في بلدكم هذا في شهركم هذا - أعادها مراراً Bu gününüz nasıl muharrem bir gün ise, bu beldeniz nasıl muharrem bir belde ise, bu ayınız nasıl muharrem bir ay ise, sizin için kanlarınız da, mallarınız da, ırzlarınız da öyle muharremdir (haramdır, korunmuştur). Bunu defalarca tekrarladı...

Biliniz ki ne Allah’a itaat ile O’na isyan, ne şer’î hüküm ile tâğut hükmü, ne de Allah’ın dinine ihlâs ile kâfirlerin ve Müslümanların ajan yöneticileri arasında ortak çözüm ve ortak müşterekler diye bir şey vardır.

Gerçek bir duruş sergileyerek işleri nisâbına döndürecek aranızda hiç aklı başında bir adam yok mu? Amerika’ya savaş açacak Hilâfet Devleti’nin kurulmasına nusret verecek aranızda hiç bir adam yok mu? Ümmeti bir bütün olarak kurtaracak ve ancak Allahu [Subhânehu ve Te’alâ]‘nın vereceği genel ecri garantilemek üzere bu ciddî ameli yapacak aranızda birisi yok mu?

H. 10 Cumâde’l Âhir 1430

 

Hizb-ut Tahrir

03.06.2009
 

Pakistan Vilâyeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •