Aya

istabl.
1953
HT logo
 
 
 
               
 

:::
:::
 

Bismillahi Al-Rahman Al-Raheem

Ülkedeki Kaosun ve Patlama Eylemlerinin Gerçek Sebebi Olan Amerikan Ajanlarını Kovunuz ve Bölgedeki Amerikan Siyasî-Askerî Nüfuzunu Söküp Atınız Ey Müslümanlar!

03 Mart 2009 sabahı gelişmiş silahlarla donanımlı silahlı bir gurup, Lahor’daki polis akademisine saldırarak yirmi kişinin ölümüne ve yüzden fazla kişinin yaralanmasına yol açtı. Hükümet, bu katliamı işleyenlerin, Amerika’nın savaşını sürdürmeyi istediği bir bölge olan kabileler bölgesinden olduğunun propagandasını yapmaya başladı. Zira İçişleri Bakanı Rahmân Melik şöyle dedi: “Bu saldırı, Güney Veziristan’dakilerin bir planıdır.” Ayrıca Hükümet yetkilileri, saldırganların üzerinde Afgan pasaportu bulduklarını iddia ettiler! Oysa böylesi bir saldırıda bulunan bir kimse üzerinde kimlik bilgilerini bulundurur mu hiç! Bu olayın mülahaza edilmesiyle Barack Obama’nın, sözde terörizme karşı savaş çerçevesinde Amerika’nın savaşının Afganistan ile sınırlı kalmayıp Pakistan’a da dayanacağını ifade ettiği Pakistan ve Afganistan’a yönelik yeni stratejisini açıklamasının hemen sonrasında gerçekleştiği görülür. Yine bu olayın, Amerikan Genel Kurmay Başkanı Michael Mullen ile Afganistan ve Pakistan’dan sorumlu Amerikan Yönetimi Özel Temsilcisi Richard Holbrook’un ziyaretleri öncesinde gerçekleştiği mülahaza edilir ki Pakistan ordusu ile Pakistan siyasî liderliğine Obama’nın yeni stratejisini dayatacak olanlar bu iki kişidir. Bunların mülahaza edilmesiyle patlamaların arkasında kimlerin olduğu net bir şekilde ortaya çıkar.

Artık bu tip saldırılar, Amerikan siyasîlerinin ve askerlerinin ziyareti öncesinde sıradan bir hale gelmiştir. Zira bu saldırılar, “terörizme” karşı savaşında Amerika’nın yanında yer almayı sürdürmeleri için Pakistan kurumlarına baskı dayatımında Amerikan çıkarına hizmet etmektedir. İşte bu saldırılar, bu savaşın sadece Amerika çıkarına olmayıp herkese hizmet ettiğine dair Obama’nın iddialarını kanıtlamıştır. Bunun yanı sıra Amerika, Amerikan ordusunun Pakistan’a gönderilmesi karşılığında daha fazlasını yapması için bu saldırıları Pakistan ordusuna baskı yapmak için kullanmaktadır. Zira ödlek Amerikan ordusu, sayısal ve donanımsal olarak azınlıkta olan bir grup mücahitle baş etmekten aciz kalmıştır.

Son yıllarda Pakistan’da meydana gelen bu silahlı saldırılar ile patlamaların tüm insanların gözleri önünde meydana geldiği doğru olsa da siyasî işleri bilen bir azınlık dışında herkesin gözünden kaçan bir gerçek vardır ki o da bu saldırılar ile patlamaların Obama’nın bölgeye yönelik yeni stratejisinin, onun da öncesinde Amerikan liderlerinin stratejisinin bir parçası olmasıdır. Dolayısıyla bu saldırılar ile patlamaların arkasında Amerika vardır. Zira bölgede Amerikan nüfuzu olmamış olsaydı ne bu saldırılar ne de bu patlamalar olurdu. Amerika’nın bölgede İslâm’a karşı savaşa başlaması ile bu saldırılar bölgeyi yerle bir etmiştir.

Afganistan’daki Taliban hükümetinin devrilmesinden sonra Amerika, Pakistan’daki savaşının uzayacağını dillendirmeye başlayınca Amerikalı askerler, Pakistan kabileler bölgesinin Afganistan’daki Amerikan işgaline karşı direnişe karıştığını dile getirmeye başladılar. Böylece kabileler bölgesine uzanacak şekilde savaşını uzatmayı başardı ve şimdi de Pakistan şehirlerini kapsayacak şekilde uzattı. Kölenin efendisine itaat etmesi âdetinde olduğu gibi Amerikan ajanı Pakistanlı yöneticiler de Amerikan politikası ile örtüşen açıklamalarda ve icraatlarda bulunmaya başladılar. Zira yöneticiler, Afganistan’a saldırılarında Amerika ile müttefiklerine ortak olmalarının Pakistan’ı korumak amacıyla olduğunu iddia ettiler! Bunun üzerine de Pakistan’da terör olduğunu ilan etmeye başladılar ve şimdi ise onlar bunu Amerika’nın Pakistan’a yönelik saldırılarını meşrulaştırmak için kullanmaktadırlar. Çünkü Amerika, Pakistan’ın gücü ve kudretinin farkında olmasından dolayı ajanları yoluyla ona tahakkümünün devam etmesinin kendi çıkarına olduğunu ve bunu yapmaması halinde vahim sonuçlarla karşı karşıya kalacağını gördü. Nitekim David Petreaus’ın Danışmanı David Kilcllen, The Washington Post gazetesi ile 2009 Mart ayında yaptığı bir söyleşisinde Amerika’nın savaşını değerlendirirken şöyle demiştir: “Pakistan, 173 milyonluk bir nüfusa, 100 adet nükleer silaha ve Amerikan ordusundan daha büyük bir orduya sahip… Bizler ise bugün Pakistan Devleti’nin altı ay içerisinde yıkılması ihtimali ile karşı karşıyayız… Radikaller otoriteyi ellerine geçirmişler… Bu ise terörizme karşı harcadığımız tüm çabaları boşa götürecektir.” Evet, Hilâfet kurulduğunda Amerikan çıkarları için doğrudan güçlü bir sorun olacaktır.

Ardı ardına Pakistan yönetimine gelen hain yöneticiler, efendilerine hizmette alçak rollerini oynadılar. Zira ajan yöneticiler, Amerika’ya lojistik destek vermekle ve Afganistan’a saldırılar düzenlemeleri amacıyla muharip güçlerine üstler temin etmekle yetinmediler. Dahası bölgede Amerika’ya istihbarat merkezleri verdiler. Zira FBI ve CIA Federal Soruşturma Büroları, doğrudan ve güçlü şekilde çalışmak üzere kendileri için bürolar açtılar. Nitekim kaos oluşturma noktasında bu kurumların faaliyetlerinin niteliği ve iğrenç rolleri herkesçe bilinmektedir. Zira onların rutin eylemleri, suikastlar düzenlemek, patlama eylemleri gerçekleştirmek, ajanlar devşirmek, ülkelerin istikrarını sarsmak, insanlar arasına korku ve terör salmaktır. İşte uygar dünya bugün onların çirkin cürümlerine şahit olmaktadır. Bu cürümleri işlemelerinin yanı sıra çıkarlarına hizmet etmesi için Afganistan’daki Sovyetler Birliği’ne karşı cihat döneminde silahlı örgütlerle bağlantıları olan yerel kurumları da istismar etmektedirler.

Amerika, Pakistan yöneticileriyle olan işbirliği sayesinde Pakistan boyunca patlamalar serisi gerçekleştirmesinin yanı sıra İslâm’a karşı savaşında Pakistan yöneticilerinin kendisiyle olan alenî işbirliği ve ittifakı noktasında da insanları aldatmak amacıyla Afganistan’daki Amerikan işgalini savunmaya dönük medya kampanyası yürütmektedir. Bunun içindir ki Lahor’daki polis akademisine yönelik saldırıda olduğu gibi her patlama olayından sonra devlet başkanı, başbakan ve diğer hükümet yetkilileri bilgilendirme konuşmaları ile insanların karşısına çıkarak terör ile radikalizmin yerli bir malzeme olup Amerika’nın terörizme yönelik savaşının sadece onun savaşı olmasının ötesinde kendilerinin de savaşı olduğuna insanları ikna etme çabası içerisine girmektedirler!

Hükümetin medya kampanyalarına dikkatlice bakan bir kimse, ister İslâmî veya laik eğilimli olsun, isterse ileri gelenlerden veya sıradan insanlardan olsun bu kampanyanın hem toplumun tüm kesimlerini, hem de Pakistan’daki tüm vatandaşları etkilemeyi hedeflediğini fark edebilir. Bunun içindir ki Hükümet, askerî operasyonlar yapmaması halinde Pakistan’ın tamamen “Taliban’ın” kabileler bölgesine dönüşeceği gerekçesiyle kabileler bölgesinde askerî operasyonların yapılması gerekliliği iddiasını sürdürmektedir. Hükümetin kampanyasında, Amerika’ya hizmet amacıyla kabileler bölgesine yönelik operasyonlarında desteklerini alabilmek için daha çok laik eğilime sahip kesimler hedef alınmaktadır.

Zaman zaman Hükümet, ülkedeki yatırımların azalması ve ekonomik krizlerin nedeninin ülkedeki terör ile radikalizmin olduğu ve bu sorunların çözümünün de kabileler bölgesindeki savaşta Amerika ile işbirliği yapılmasını gerektirdiği iddiasında bulunmaktadır. Oysa bu iddiaların maksadı, tüccarlar ile iş adamları açısından onların aldatılmasıdır. Ordu ile vatandaşlar açısından ise onları bu savaşa ikna edip bu gaye uğrunda askerlerimizi kurban ederek Amerika ile birlikte bu savaşa ortak olmalarının gerekliliğine yönlendirmektir.

Bu nedenle Hükümet, zaman zaman Hindistan ve istihbarat birimlerinin bölgede oyun oynadığına, yani savaşın sadece Müslüman kardeşlerimize karşı olmayıp kâfirler ile müttefiklerine karşı olduğuna dair iddiaların yer aldığı bildirilerin dağıtımına başvurmaktadır. Eğer yöneticiler bu iddialarında sadıksalar ne diye Afganistan’ın kapılarını Hindistan ile istihbarat birimlerine açanın Amerika olduğunu kesin olarak bilmelerine rağmen bölgedeki Amerikan işgaline destek veriyorlar? Ayrıca Obama, artık Hindistan’ın Afganistan ile Pakistan’daki sorunun çözümünde Amerika’ya yardım edecek “temas grubunun” bir parçası olduğunu ifade ettiği 27 Mart tarihli konuşmasında belirttiği gibi Hindistan’a daha fazla fırsat verilmesine hazırdır. Eğer Hükümet, Pakistan’daki kaosun oluşturulmasına Hint müdahalesinin olduğu konusunda samimiyse ne diye sürekli olarak Hindu devleti ile normalizasyona ve ilişkileri pekiştirmeye koşuşmaktadır?

Hükümetin şerlerinden biri de İslâm’ı sevenlerin sempatisini kazanabilmek için “Taliban” tabirini kullanmaktadır ki böylece dünyayı “İslâm’ın kalesi” Pakistan’a karşı ayartmanın gerekçesi olan İslâm’dan uzaklaşıldığını ve hatalı tatbik edildiğini gösterebilsin. Ayrıca Hükümet, Taliban’a karşı askerî eylemlerde bulunmaktan başka bir seçeneğinin olmadığı tutumunu meşrulaştırmak için onu, patlama ve masumların katledilmesi eylemlerinin arkasında olmakla itham etmektedir. Ülkede kaos ve güvensizlik halinin oluşması gibi saldırılar ile patlama eylemlerinin arkasında bıraktığı olumsuz etkilerin kabarması ile de Hükümet, sıradan insanları ülkede güvenliğin ve huzurun sağlanması için askerî eylemlerin gerekli olduğuna ikna etmek için bunları kullanmaya çalışmaktadır. Nitekim son patlama eylemlerinin polis ve güvenlik birimlerini hedef almasıyla Hükümet, Amerika’ya hizmet amacıyla verdiği emirleri infaz etmeleri için bu kurumlara baskı yapmaya çalışmaktadır ki Müslüman kardeşlerini katletmeleri veya onları kâfir Amerika’ya teslim etmeleri de bu emirler arasındadır.

Pakistan ile Afganistan’daki durum, Irak’taki durumun bir benzeridir. Zira Amerika, bu iki ülkede de aynı yöntemleri benimsemiştir. Irak’a yönelik Amerikan işgalinden önce Irak halkı mescitlerinin ve mukaddes yerlerinin bombalanması diye bir şey bilmezlerdi. Ancak Amerikan işgalinden hemen sonra Irak, Müslümanlar arasında anlaşmazlıklara ve süregelen şiddetli patlama eylemlerine tanık oldu. Kaos halinin oluşmasında tek çıkar sahibi olan işgal kuvvetleridir. İşte Afganistan ile Pakistan’da da durum böyledir. Zira oradaki insanlar, Amerika’nın bölgeye saldırmasından sonra Irak’taki duruma benzer bir duruma tanık olmaktadırlar.

Amerika, yalnızca ordumuzu kullanarak savaşını yürütmemektedir. Bilakis o, ajanları yoluyla medya organlarımızı da kullanmaktadır. Zira Pakistan Hükümeti, kabileler bölgesi ile Kuzey-Batı bölgesine yönelik Amerikan askerî operasyonlarının ve saldırılarının sonucuna maruz kalan erkek, kadın ve çocuk olmak üzere Müslüman şehitlere ve yaralılara medya organlarının yer vermemesine hırs göstermektedir. Bu da Ümmetin, Amerikan askerî operasyonları ile saldırılarına maruz kalan kardeşlerinin başına gelen felaketin boyutundan habersiz kalması içindir. Böylelikle de Müslümanların kabileler bölgesi ile Kuzey-Batı bölgesindeki kardeşlerine olan ilgileri engellenmiş olsun. Hükümetin bu politikası, medyanın cesetlerin görüntüsünü yayınlaması şartıyla Lal Mescidi krizinin sona erdirilmesine muvafakat ederek Lal Mescidi katliamını işlediği döneminde Müşerref’in izlediği aynı politikadır. Nitekim o, 29.06.2007 günü medya organlarından yayınlamamalarını talep ederek şöyle demişti: “Operasyon sırasındaki yaralıların ve ölülerin kanlı görüntülerini televizyon kanallarında yayınlamama sözü verebiliyorlar mı?” İşte bu politika, mevcut ajan yöneticilerin varlığı sayesinde günümüze kadar süregelmiştir. Çünkü Amerika, tıpkı son Gazze katliamı boyunca Yahudi Devleti’ne karşı öfke duygularının kabardığı gibi insanların kendisine öfkelenmesinden ve kabileler bölgesindeki operasyonlarına darbe indirmelerinden korkmaktadır.

Pakistan yöneticilerine gelince; Müslümanları bizzat kendi elleriyle katletmek için Amerika’dan kendilerine insansız uçak temin etmesini isteyecek ölçüde Amerika ile tam bir işbirliği içerisindeler. Şerif ve benzerleri gibi Hükümet içerisindeki muhalefet partilerine gelince; İslâm’ı çirkince ihlal etmiş ve düşman kâfirler ile tam bir işbirliği içerisine girmiş olmasından dolayı hükümeti sorgulamak yerine Amerikalı resmî yetkilileri kucaklamasında hükümete katıldılar. Zira onlar, Amerikalılar ile oturuyorlar, onlardan emirler alıyorlar ve Müslümanların kanlarına bulaşmış günahkâr elleri ile onların ellerini sıkıyorlar. Evet, hepsi de yönetime gelmeden önce ajanlıkta, Allah’a, Rasûlüne ve mü‘minlere hıyânette seleflerini sollamak üzere kendi kendilerine söz verdiler.

Ey Pakistan’daki Müslümanlar!

Hepiniz de biliyorsunuz ki Allah, bir Müslümanın Müslüman kardeşini katletmesini haram kılmıştır. Yine biliyorsunuz ki Allah, Müslümanları işgalci muharip güçlere karşı cihada teşvik etmiştir. O halde sizlere yaraşan Amerikan siyasî-askerî nüfuzundan kurtulmadığımız ve istihbarat örgütlerini bölgeden kovmadığımız sürece bu saldırıların asla son bulmayacağını ve kaos halinin var olmaya devam edeceğini bilmenizdir. Kaldı ki Allah, kâfirler için Müslümanlar aleyhine bir yolun olmasını Müslümanlara haram kılmıştır. Zira Allahu Subhânehu şöyle buyurmuştur:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Muhakkak ki Allah, Kâfirler için Mü‘minler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!” [en-Nîsa 141]

O halde bölgedeki Amerikan varlığına son vermenin yanı sıra Müslümanların başına diktikleri hain ajan yöneticilerden kurtulmanın İslâmî pratik metodu olan Hilâfet Devleti’ni kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışınız.

Ey Pakistan Ordusu!

Düşmanlarınızın ayakları altına kırmızı halılar seren, Pakistan’daki Müslümanları yok pahasına satmaya tamamen hazır olan, sizleri Amerika’nın savaşında yakıt olarak kullanan bu yöneticileri kaldırıp atınız ve İslâm ile Müslümanların izzetleneceği Hilâfet Devleti’nin kurulması için Hizb-ut Tahrir’e nusret veriniz. el-Hak Tebarake ve Te’alâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey îmân edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım eder, zafere ulaştırırsanız, Allah da size yardım eder, zafer verir ve ayaklarınızı (dini üzere) sâbit kılar.” [Muhammed 7]

H. 21 Rabî-ul Âhir 1430

 

Hizb-ut Tahrir

01.04.2009
 

Pakistan Vilâyeti

 


...:-
  • Herhangi Bir Ülkede Hilal Görüldüğünde Ramazan Orucuna Başlanılması Farzdır

  • İşgal Altındaki Keşmir İhanetini ve Hindu Devletinin Bölgesel Egemenlik Tehlikesini Durdurun

  • El Burhan-El Hılu Anlaşması, Uluslararası Çatışmanın Bir Halkasıdır ve Sudan Halkına Karşı Bir Tuzaktır

  • Müslümanın Kanı Kâbe’den Daha Değerlidir Sadece Hilafet Bu Kanın İntikamını Alacaktır

  • Üçüncü Meclis Seçimleri Filistin Sorununun Tasfiyesinden Yeni Bir Bölümdür

  •